18 Ağustos 2008

Tatil Yazıları 2:Semizotu,Oltadaki Balıklar ve Deniz

Bu balkonda oturup dururken aklımdan geçen düşüncelerin hızı beni bile şaşırtıyor. Burası, benim ikinci evim olan yer, beni düşüncelerden duygulara sürüklüyor. Burada yaşarken hissettiğim şeyin huzur olmadığını biliyorum, huzurlu hissedemeyecek kadar çok şey geçiyor kafamdan, aynı anda fazla sayıda şey hissediyorum. Hem yoruluyorum, hem çok dinlenmiş hissediyorum kendimi. Ayağım kuma ilk değdiği anda içimde anlamsız sevinç gösterileri başlıyor, hele denizle buluştum mu kocaman çığlıklar atıyor içim. Burada tek başıma değilim ama yalnızım. Güzel yalnızlık denen şeyi yaşıyorum, kafam sadece bana ait, sorumluluklardan ve tüm gerekliliklerden uzak sadece kendim için çalışıyor beynim, düşünüyorum burada, sadece düşünmek için. Deniz kokusu geliyor burnuma odamda tembellik yaparken, her köşede yetişen semizotlarından salata yapmış annem ve akşamüzerleri balık tutan arkadaşlara alışmaya çalışıyor bünyem. Kafamın içi ikiye bölünmüş gibi, zıt tarafa giden oklar görüyorum gözlerimi kapatınca ve bunu anlatacak bir metafor üretemiyorum. Burası uzak kalınan yer, hayattan, koşuşturmacadan, ve belki sevdiğim başka şeylerden uzak kalınan yer, ve zamanın akmadığı küçük kent burası, yıllar geçse de hep aynı, her şey olması gerektiği gibi, kendi düzeninde devam ediyor, her zaman tahmin edilebilir olayların yaşandığı, denizin hep güzel koktuğu, yakamozların her zaman aynı güzellikte olduğu yer burası. Kaostan çok çok uzak, kaosun kendi düzeni varsa burada düzenin düzeni var.

Hiç değişmeyen şeyleri nasıl sevdiğimden bahsetmemişimdir ben, ama öyledir; tadı aynı kalan, zaman geçse bile aynı hissettiren şeyleri çok severim, zaman makinesi görevi görürler benim için. Burası benim zaman makinem, benim çocukluğum, benim kafamın ikiye bölündüğü yer, deniz kokusu ve içinde huzur barındırmayan mutluluğum, bazen de en güzelinden hüznüm. Bir an için yaşamayı seviyorum diye geçirdim içimden, sonrası belirsiz… Güzel bir şarkı başladı bunları yazarken ve canım bir kahve yapıp balondan dışarı-denize doğru- bomboş bakmak çekti, hiçbir şey yapılmayan ama çok doğru hissettiren o anları ne kadar özlediğimi fark ettim. Uzun zamandır olmadığım kadar rahatlamış hissediyorum, sanki hiçbir şeyin sonu yokmuş gibi geliyor, denize doğru kayıyor gözlerim, bu dalga sesleriyle uyusam ve sonsuzda uyansam diye geçiriyorum aklımdan bir saniyeliğine, hayatta tek problemim okeyde bitememek olsa diye düşünüyorum, sonra hemen vazgeçiyorum, ben yaşayamam ki problemsiz, zorlamalardan ve hayatın türlü saçmalıklarından uzak. Tatil burası adı üstünde, bir süre için iyi hissettirmesi daha sonra da terk edilmesi gereken şeydir tatil.
14.07.08

4 yorum:

Sokak Lambası dedi ki...

O küçük kentler, huzurlu, sevimli köşelerde yaşamın akmadığını hissederim. sorun yoktur oralarda, ekmek denizden su denizden misali. Hiç gazete okumak istemem oralarda, Rusya Gürcistan'a ne etmiş umrumda bile olmaz. Ben bile başka olurum oralarda. Sadece kendi düşüncelerimle, duygularımla meşgul olmamı sağlayacak kadar tam da aradığım sakinlikte yerlerdir o küçük kıyı kentleri. Ama yine de Ankara'ya dönüşleri genelde sevdim.

arcoiris dedi ki...

Küçük sahil kentleri iyi ki varlar. Yoksa hayattan molamızı nasıl alacak, nasıl sakinleşecektik. Bir kaçış noktam olduğunu bilmek beni mutlu ediyor. Yine de Ankara'ya dönüşleri ben de her zaman çok seviyorum.

getabbaaww dedi ki...

uzaklara götürdü bu yazı beni...

ucuz otel dedi ki...

güzel bir yazım olmuşş.. çok içten tebrikler