23 Ocak 2013

Yirmi Beş

İki gün sonra doğum günüm ve ben şaşırtıcı olmayacak şekilde yaşlanmayı düşünüyorum. 25 olmanın 24 olmaktan pek bir farkı yok elbette; altı üstü bir yaş ama niyeyse 25 yaş bir şeylerin mutlak olarak biteceği (bkz:çocukluk), bu zamana kadar yetişkin olamadıysam bile bu andan sonra olmak zorundasın düşüncesiyle kavga etmeye zorlanacağım ve ne yazık ki şu çok korktuğum 30'a doğru saymaya başlayacağım yaş olacak benim için.  Ayrıca 'okulu bitirdin o zaman işe gir, evlen çocuk yap ve hayatının her gününü aynı sıkıcı iş yerinde iş arkadaşlarınla ev eşyaları hakkında konuşarak geçir, eğer bunları yapamıyorsan hayatını boşa harcıyorsun' temalı konuşmaların çılgınca hedefi olacağımız yaşın da ta kendisidir ne yazık ki 25. Tüm bunları 24 yaşında duymadığımızdan değil, tabii ki de beynimizi yiyen insanlar her yaşımızda bir yerlerden türemek suretiyle bizi sinir krizlerine sürükleyebilirler ancak yirmibeşte iş ciddiye biner. Artık ciddileşmenin ve toplumun söylediği her şeyi yapmaya başlamanın net ve kesin yaşına gelmişizdir, bundan sonra yapılacak her türlü aykırı hareket affedilmez sınıfına girecektir.

Şimdi bu söylediklerim size abartı gibi gelebilir ama hiç öyle değil. Ben kendi kafamın içinde 25 olmayla ilgili birtakım mücadeleler verirken tüm bu "yaşın geçiyor sen hala bıdıbıdı..." şeklinde gelişecek cümleleri öngörebiliyorum. Çünkü çevremdeki insanlara bunların söylendiğini duydum, gördüm, şahit oldum. Bizzat bana söylendiklerine de şahit oldum pek tabii zira ben toplum, kültür, gelenekler bikbik diye konuşmayı çok seven teyze kafilesinin çok kez ortasında kalmış, akraba denilen ne işe yaradığı bilinmeyen garip güruh tarafından da evde kalmış şeklinde nitelendirilip hayrına şu kıza bir koca bulalım çalışmalarının hedefi olmuş bir insanım. Biliyorum ki bu yaşımda da bu tarz şeyler azalarak bitmeyecek tam tersine katlanarak artacak. Sonra şunu düşünüyorum bu insanlar, bu düşünceler hepsi sinir bozucu olmanın dışında aslında hiçbir şekilde beni etkilemesi mümkün olmayan şeyler. Kendimi bir şeylerin gerisinde kalmış, olmamış, olduramamış hissetmeme gerek yok. ÇÜNKÜ BU SÖYLENENLERİN HİÇBİRİ BENİM HAYALİM DEĞİL. Sabit bir gelirim olsun diye yaşam enerjimi tamamen sömürecek bir iş istemiyorum mesela. Evlenmek, gelinlik giymek, anne olmak falan hayatımın en temel, en önemli amaçları arasında yer almıyor mesela. Ne yapmak istediğime henüz karar vermemiş olmam da çok normal bence, herkes istediği şeyi, olmak istediği insanı, birlikte yaşlanmak istediği kişiyi falan 22 yaşında buluyor ve hayatını ona göre kuruyor olabilir, o insanlara da saygım sonsuz ama benim onlar gibi olmamam yanlış olduğum anlamına gelmiyor. Hayat bitmiyor, kimse herhangi bir planın gerisinde falan değil. Zaten zamanla ilgili ne biliyoruz da neyi planlamaya çalışıyoruz onu da hiç anlamış değilim aslına bakarsanız.

25 yaşında olmakla ilgili en büyük sıkıntım fiziksel ve ruhsal olarak yaşlanıyor olduğum hissi. Gerçekten bu konuda kendimi sakinleştirmeyi başaramıyorum. Aynaya baktığımda gerçekten çok daha yaşlı bi insan görmeye başladım ve hala çoğu zaman 17den gün almış falan gibi hissetsem de bazen kendimi çok yaşlı yorumlar yaparken yakalıyorum. Hayata bakışım yaş perspektifinden şekillensin hiç istemediğim halde bazen kendimi benden genç insanlara siz daha gençsiniz ilerde anlayacaksınız tarzı konuşmalar yaparken yakalıyorum. Sanki artık daha çabuk yoruluyorum, sanki okuduklarımı daha geç anlıyorum. Beynim ve bedenim biraz yavaşlamış gibi hissediyorum. Elbette yaşlanmaktan kaçmak mümkün değil, hayatımın her dönemi aynı fiziksel ve zihinsel kapasiteye sahip olamayacağımı da biliyorum. Biliyorum bilmesine ama sanırım bunu rahat bi şekilde kabullenmeye ve bu fikirle barışmaya henüz hazır değilim. Bu noktada biraz abarttığımı kabul de edebilirim, 25 öyle aman aman bir yaşlanma yaşı değil ama sanki sembolik olarak çeyrek asır yaşamanın verdiği bir yükü ekliyor üzerime.Çeyrek asır yaşadım da ne yaşadım, o kadar çok bile değildi yaşadığım o zaman neden yaşlanıyorum diye düşünüyorum ve 35ime geldiğimde de bu şekilde hissetmekten korkuyorum. 25 yıl yaşadığımı anlamadım ben, hiç o kadar çokmuş gibi değilken neden o kadar çok? Neden bu kadar yaşlıyız birden bire. Benim tüm kavgam bu. Bu yaşımda bir şey olmak zorunda olduğum ya da hayatımı boşa harcadığım iddialarını falan kendime dert etmeyerek salt yaşlanma fikrine takılıp kalmış durumdayım. O yüzden de  yeni yaşımda da beni mutlu eden şeyleri yapmaya devam etme kararı aldım. Seyahat etmek benim en büyük tutkum, seyahat etmek bir kariyer, bir gelecek planı falan değil ama şu hayatta beni gerçekten ama gerçekten mutlu eden ender şeylerden biri. O yüzden üzerimde herhangi bir baskı hissetmeden, fiziksel ve zihinsel olarak da iyice yaşlanmadan önce seyahat etmek, dünyayı görmek, yeni insanlarla tanışmak istiyorum. Şanslıyım ki bunu yapabilecek imkana da sahibim ve yeni yaşım için bu kararı vermiş olduğum için de kendimle çok acayip gurur duyuyorum.

Yeni yaşım kutlu olsun o zaman, çeyrek asırlık insanım, hey gidi. daha dün bisiklete binmeyi falan öğrenmiştim ben, bir de sanki en son üniversiteyi kazanmıştım. ondan sonra ne oldu nasıl oldu işte o arayı kaybetmişim. bir gün geldi ve yirmi beş yaşında oluverdim. kreşte aşık olduğum çocuğu bile çok net hatırlıyorum. 20 yıl geçmiş olamaz ama olmuş be hocam. neyse çeyrek asırlık Gökçe, yeni yaş yeni maceralar...

4 yorum:

Sam Scarlet dedi ki...

toplumun beklentileriyle ve at gözlükleri takmış insanların bitmek bilmeyen yorumlarıyla ilgili dediğin her şeye harfi harfine katılıyorum. ama tabii ki biz onların hiçbirini dinlemeyeceğiz :) bol bol gezmeli, yeni insanlar tanımalı, güzel yerler görmeli ve sağlıklı bir yaş olsun. öperim.

gokciii dedi ki...

Çok teşekkür ederim süper dilekler için. Ayrıca bazı konularda yalnız olmadığımı bilmek de çok güzel.

Anıl dedi ki...

Geç kalmış bir kutlama... İki gün önceye gittim zaman makinesiyle.

Mutlu seneler olsun :)

gokciii dedi ki...

çok teşekkürler efenim. zaman makinenizi de bi ara ödünç verirseniz çok memnun olurum :)