5 Şubat 2010

Ruhum Öğrensin Artık Bu Ağlatan Eski Oyunu

Bazen insanlara söyleyecek ilginç hiçbir şeyimin kalmadığını düşünüyorum. Öyle zamanlarda bu blog da çok anlamsız görünüyor gözüme. Benim söylediklerim-düşündüklerim insanlara ne ifade edebilir, zaten söylenmemiş ne söyleyebilirim? Hergün içinde boğulduğum sıkıntılar, telaşlar veya takıntılar bana bile ilginç gelmemeye başlamışken insanlar bir konuyla ilgili fikrimi sorduklarında cevap vermeye yeltenmeden önce ne anlamı var ki diye düşünürken, bazen birileri konuşurken konuşmayı devam ettirmem gerektiğini fark edip içimden tamamen susmak gelirken burada oturup ondan bundan bahsetmek cidden bazı günler bana çok absürd geliyor. Ama diyorum ki arada sırada geliyorlar bana, nasılsa bu geçince bu bloğu sevdiğini fark edeceksin ve belki kimliğinin bir parçası olduğunu düşüneceksin.-çünkü bazen düşünüyorum- Bundan önceki bloğumu bir hışımla düşünmeden dürtüsel bi şekilde kapatmıştım halbuki ben düşünmeden pek bir şey yapmam hatta falcılar bile doğruladı bunu. Haa geçen gün çok sıkıcı-monoton bir hayatım olduğunu ve ikili ilişkiler konusunda çok şanssız olduğumu söylemesi hatta bunları birkaç sefer üstüne basarak yüzüme çarpması için bir falcıya o parayı verdiğime inanamıyorum. Ben aslında inanmıyorum böyle şeylere ama belki çok çok güzel şeylerle gaza getirir aslansın kaplansın falan der de kendimi iyi hissederim diye düşünmüştüm. Ne kadar inkar etsek de buna ihtiyacımız var galiba, ama sonuçta çok sıkıcı, hergünü birbirinin aynı bir hayatım ve aşk konusunda bok gibi bir şansım olduğunu ayrıca da duygusal künt olduğıumu işittim. Ziyanı yok da zaten bildiğim şeyleri yüzüme çarpması için o kadar para verdiğime yanıyorum ben mesela o parayı kendime verseydim şu an daha zengin bi insandım. Üstelik banka kartını 1 ay içinde iki kere kaybettiğim ve para çekmek için 100 kişilik sırayı beklemeyi reddettiğim için aç kalacağım günleri belki minimuma indirebilirdim. Neyse dedim ya ziyanı yok. Çok şükür ev makarna dolu ölmem herhalde olmadı komşulara gider yemek dilenirim.

Bir de bugün insanlardan çok çok nefret etmeye yaklaştım gerçekten. Elimde torbalarla daha 1 saat önce aldığım ego kartını okutmaya çalışırken yeterince yorgundum sonra kart bir türlü geçmedi, zaten yol parasına öküz gibi zam yapan hayatımızın illeti i. melih gökçek'e laflar saydırmıştım bileti alırken sonra bir de 15 tl bayıldığım zımbırtı çalışmayınca sinirlerim iyice tepeme çıktı. Sonrasında otobüsün şöförü otobüsten inmemi istedi. Hava eksi 5 derece falan git değiştir bu kartı dedi, ben de "bu seferlik böyle bineyim dışarısı çok soğuk, bi dahakine iki tane basarım" dedim ve bunu laf olsun diye söylemedim gerçekten yapardım ama adam umursamadı, elimde yükler o soğuk havada beni otobüsten indirdi. İnsanlar gerçekten çok garip oysa daha sabah biletim bittiği için uzak doğulu bir insandan kart istemiştim, kart için para vermeyi teklif ettiğimde gerek yok demiş ve gülümsemişti bana. Ne zaman bir insan bunu yapsa umutlanırım ve ne zaman bir insan benden kart için para almasa ben de bir dahaki sefere başka bir otobüste başka bir insandan para almam hatta bi keresinde kızın biri çok ısrar edince parayı vermek için "bir dahaki sefere sen de başkasıana kartını verirsin ödeşmiş oluruz" demiştim. Ben buna gerçekten inanıyorum, insanlar bunu yaptığında mutlu oluyorum hatta keşke böyle bir sistem olsa insanlar birbirleri için böyle ufak iyilikler yapsalar birbirlerinden bu kadar uzak ve dünya hakkında bunca güvensiz olmasalar. O adam beni o soğukta elimde torbalarla otobüsten indirirken sadece "ayıp" dedim dışımdan. İnsanların içindeki soğukluğu bana bir kez daha hissettirdiği için çok üzüldüm ve ağladım. Oysa sadece sabahki çocuğu hatırlamalıydım bugünü düşündüğümde ama şimdi otobüsle ilgili güzel anımı kirletmiş oldu, bunun için de kızgınım. Ayrıca Melih Gökçek yönetimi ve onun kölesi olmayı bir zevk gibi gören kralcılardan, ankarayı mahvetmek için elinden geleni yapan ve utanmadan kendini savunabilen ve çevresini gerizekalı müridlerle çevreleyen bu adamdan ne kadar tiksindiğimi anlatamam. Kendi gibi insanları belediyesinde çalıştırıp şu ankaramın güzel insnlarını çileden çıkarmayı başardı sonunda. Bu şehri o kadar seviyorum ki bu adam ne zaman bir yere dokunsa sanki kendim kanıyormuş gibi üzülüyorum.

Şimdiyse evde kanepeden ayrılmadan yaşıyorum, o kadar yorgun ve mutsuz hissediyorum ki battaniyemin altında dizi izlerken elimde bir de dondurma kutusu olsa tam bir klişe olabilirdim diye düşünüp kendimle dalga geçiyorum. Hava soğuk, zaten hastayım dondurma yiyemiyorum onun yerine başka şeyler yiyorum kuruyemiş falan -daha türk usulü- mutlu da etmiyor ya beni bari işleyen bir yanım olsun diye yemeğe sarıldım galiba. Jeff Buckley tişörtüm üzerimde, ne zaman kendimi böyle yalnız kaybolmuş hissetsem onu giyerim zaten, niyeyse bir umut oluyor bana, biraz aydınlık geliyor yalnızlığım azalıyor sanki. Eşyaya bunca anlamlar yüklemesem çok daha rahat bir insan olurdum belki ama bu herhangi bir eşya da değil. En sevdiğim tişörtüm. En sevdiğim insan.

Neyse can skıntısı ve garip olaylar üst üste gelince bi yoruluyorum ben, hayattan sıkılıyor insanlardan tiksiniyorum ancak bu ne ilk ne de son olacak. Mutlaka ara sıra dünyada neden bu kadar insan yaşıyor çoğu tamamen gereksizken diye düşüneceğim. Bir de kendime hümanist derim, halbuki ne alaka. Pek öyle değilim bu günlerde.

6 yorum:

Hüseyin dedi ki...

kitaplarda okuduğum hayatı yaşamak istiyorum, edebi konuşan insanlarla sohbet etmek istiyorum. Ayrıca 3-4 aydır sürekli sizin hissettiğiniz gibi hissediyorum, fakat insanlara söyleyecek çok şeyim olduğu halde ne zaman söylemek istesem karşımdakinin insan olmadığını düşünüp susuyorum. Bilet konusunda değilmişim, çok kısa mutlu bir sevinç yaşadım. Eğer benim olduğum otobüse eli dolu binerseniz size yer verecek kitap okuyan birisi görürseniz o benim. Bir de soğuğu bana sorun.. Tek başımıza kaldığımız evde ne kadar üşüyoruz kitaplarımla bilemezsiniz.

arcoiris dedi ki...

Eğer siz de benim olduğum otobüse denk gelirseniz ve biletim bitmişse, bilet isteyeceğim ilk insan siz olacaksınız bu durumda :) ve umarım kitaplarınız ve siz, sizi ısıtacak bir ışık bulursunuz yakın zamanda.

Konfigürasyon Mühendisi dedi ki...

Buradan demesi kolay biliyorum ama kötü bir gün geçirmişsin ve geride kalmış, eminim buraya içini dökmek daha iyi hissettirmiştir.

İnsanlardan ziyade hayat da çok garip, kötü şeyler hep silsile halinde geliyor ve bitene kadar sen de acı çekiyorsun. Daha dün ben de aynı halet-i ruhiye içerisindeydim zira, oradan biliyorum.

arcoiris dedi ki...

evet ya kötü birkaç gün geçirdim sonra daha güzel günler geldi. hep böyle oluyor zaten, ben gerçekten kötü zamanlar yaşamadığımda da insanların gariplikleri ve aptallıkları üzerine düşünüyor ama kendimi iyi hissettiğimden bu kadar üzerinde durmuyorum. yapacak da pek bir şey yok galiba :)

eeyore dedi ki...

Sizin gibi hissediyorum bloguma yazarken. yani insanlar okusa ne olacak ki diye. ama sonra yazmaya başlayınca keyif aldığım için yazdığımı anlıyorum. böyle de devam etmeli. insan her çağda günlüğe benzer bir şeylere içini dökmeyi arzulamış. modern çağın günlükleri bunlar da . tek fark herkesin okumasını arzulamamız sanırım.

otobüs vakasına gelince. insanların diğer insanlara olan soğuk tavrından ben de hoşlanmıyorum. ama anladığım kadarıyla izmirimde bu tip olaylar daha az yaşanıyor. sıcağın ve egenin etkisi midir bilemem tabii

arcoiris dedi ki...

ben de bazen yazmak anlamsızmış gibi hissederken bazen mutlaka yazmalıyım, anlatacak ne çok şey var diye d üşünüyorum. çok dengesizim bu konuda ama hiçbir zaman tam anlamıyla yazmayı bırakmayacağımı biliyorum.

izmirin insanları gerçekten bu konuda daha sıcaklar, hatta genel olarak öyleler :)