2 Şubat 2010

Sex and the City Üzerine Bir Şeyler

Tatilde olmak beni çok uyuşuk bir insan yapıyor. Ales'e toefl'a çalışacağım sözleri hep yalan oldu, tüm gün televizyonun karşısında, yatarak dizi izliyorum üstelik daha önceden izlemiş olduğum dizileri... Mesela bugün Sex and the City'nin 6. sezonunu izlemeye koyuldum, 10 bölüm izledim bile ve birazdan bilgisayarın başından kalkıp izlemeye devam edeceğim hatta belki sonrasında filmini açar onu da izlerim.
Sex and the Cityle ilgili ilginç şey şu ki dizideki hiçbir karakterle özdeşim kuramadığım halde çok sevmem. Yani hiçbir karakterin hastası da değilim gerçek hayatta tanısam belki gıcık olacağım insanlar bile diyebilirim özellikle de charlotte için. Amma velakin on numara dizi. İçinde barındırdığı bağımsız- özgür- güçlü kadın durumları ve bazen de bu bağımsızlığın acı veren yanları objektif olarak gösterildiği ve olayları tek taraflı ifade etmedikleri için seviyorum. Tabi ki kadın gözünden anlatılıyor hikayeler belki o açıdan tek taraflı denilebilir ancak onda bile erkeklerin durumları ve düşünceleri üzerine fikir sahibi olmak mümkün. Bence hayat gibi bu dizi de uçlardan çok aralarda geziniyor. Her şeyden öte kadınlık halleri işte, belki de o kadar basit; Mutsuz olunca kendini yemeğe veren miranda, evlilik ve sonsuz aşk peşinde romantik charlotte, aynı adamın peşinde yıllarını harcayan carrie, incinmekten korktuğu için duygularını gösteremeyn samantha. Hepsi çok tanıdık sadece biraz daha pahalı kıyafetler ve çok çok daha pahalı ayakkabılar giyip her gün hip Manhattan clublarında barlarında falan takılıyorlar. Sanırım dördünün birleşimiyle ancak kendimde özdeşim kurabileceğim yanlar buluyorum aslında temelde olay kadın olmakla ilgili o yüzden tek tek karakterlerle ilgilenmiyorum. Olaylar ve verilen tepkiler yüzünden yakın hissediyorum sanırım. Bilmiyorum, sürekli bir neden aramama da gerek yok galiba.

Neyse ben bu yazıyı niye yazdım pek bi fikrim yok, ancak Sex and the City'nin ikinci filmi pek yakında geliyor hepsi iyice yaşlanmış görünüyor özellikle de Big yaşlandığı için pek hüzünlüyüm a dostlar, pek tatlı amcam hınzır bakışlı falan, yaşlansın istemedim. 6 sezonluk dizi bir film ve bir film daha sanırım artık sex and the city'nin sonuna geldik. Her ne kadar ben geçen yıl bu zamanlar ilk defa izlemeye başlamuş olsam da bu on yıllık geçmişi ve insanların bu dizi ilk yayınlandığı zamanlarda neden bu kadar hastası olduklarını ve neden bir fenomen olduğunu çok iyi anlayabiliyorum. Televizyon için bu kadar güzel şeylerin çekiliyor olması da ayrıca bi mutlu ediyor beni, six feet under da onlardan biri mesela, belki canımın sıkıldığı başka bir günde ondan bahsederim.

2 yorum:

Sokak Lambası dedi ki...

Dizi işte, insanda bağımlılık yaratıyor... Hele ki tatildeysen, işin gücün yoksa, tembelliğin vazgeçilmezidir dizi :)

arcoiris dedi ki...

gerçekten öyle. ben hele artık dizi izlemek için mi yaşıyorum yoksa yaşadığım için mi dizi izliyorum o bile karıştı böyle bir hayatın anlamı durumuna geldi ki tehlikeli bir şey bu galiba :)