13 Ağustos 2011

Filmler, Filmler.
























Çok uzun zamandır film izleyemiyor olmamı anlamlandırmaya çalışıyordum ki bu anlamlandırma çabamdan vazgeçip filmleri izlemeye başladım. En son Xavier Dolan'ın Annemi Öldürdüm'ünü izlemiştim yaklaşık 2 ay önce galiba. İki ay hiç film izlemediğimin notunu kişisel tarihçeme düşüp bu iki mükemmel filmden bahsedeyim size. Broken Flowers daha mükemmel ama kesinlikle, başlangıç olarak bunu söyleyeyim. Sanırım Jim Jarmusch filmleri benim sinema anlayışımla çok fazla örtüşüyor. Adamda bir şeyler var ne olduğuna dair bir isim bulamadım ama filmlerini izlerken yüzümdeki sırıtmayı engelleyemiyorum. Sakin ama çok hızlı ilerleyen filmler yapıyor. Bunu nasıl başarıyor anlamak mümkün değil. Zaten bu dahi adamları anlamak pek mümkün değil o yüzden hayran olmakla yetiniyorum şimdilik. Bill Murrayla ilgili söyleyecek ekstra bir şeyim yok. Belki de Hollywood'daki en iyi 3 oyuncudan biri. -Birinci kesinlikle robert de niro- Kendisini her zaman çok sevdim , her zaman da çok seveceğim. Muhteşem komik, muhteşem sempatik bir insan. Lost in translation ve bu filmdeki halleri de bir oyuncu sadelikle nasıl epik bir performans çıkarabilirin dersi gibi. Mimik yapmadan mimik yapabiliyor kendisi, nasıl oluyor onu da anlamıyorum ama dediğim gibi dahiler işte, yapacak bir şey yok. Yalnız burada filmin konusundan hiç bahsetmeyip sadece yönetmeni ve oyuncuyu övüyorum, nedense diğer şeyleri yazmaya üşendim. Nasılsa filmin konusunu her yerden okursunuz. Ya da okumayın canım izleyin hemen, zaman kaybetmeden.

Chaos Theory de aslında şu sıralar hayatımla ilgili yaşadığım kararsızlıkların üzerine çok güzel denk gelmiş bir film. Klasik bir Hollywood olayı var tabi burada; çok control freak bi karakterin hayatla yüzleşmesi, her şeyin ona anlamsız gelmesi ve bir anda hayatı yaşamaya karar vermesi şeklinde tecelli eden binlerce aynı konulu film gibi ama biraz daha iyi. Bu insanların hayatlarının bir döneminde yaşadığı şeyi sanki ben sürekli yaşıyorum gibi geliyor. Belki o açıdan çok faydalı olmuyor bu filmler bana ama illa ki bi yerden yakalıyor. Sanırım herkes hayatında bu tarz hesaplaşmalar, kopmalar yaşadığı için aynı konulu filmlerden yüzlerce yapılıyor. Yani o kadar da yalnız değiliz gibi bir sonuç mu çıkarsam bilemedim. Gerçi bu filmde ufak bi zamanlama hatasıyla ana karakterimiz bir anda raydan çıkıyor. Zamanlama ilgili de bir takım sıkıntılar ifade ediliyor filmde ama yine eninde sonunda bireysel iradeye ve tercihlere bağlanıyor her şey. Kaos var bunu kabul edin ama kaos hayatınızın içine bi yere kadar sıçabilir gibi bir mesaj işte. Yine de film de olsa "heveslerinizin peşinden gidin" diyen birini duymak iyi geldi. Belki sadece bugün bunu duymak iyi gelmiştir. Ryan Reynolds da baya baya iyiydi filmde. Ben zaten bu adamı pek sever oldum son zamanlarda. Çok düz bir tipi var ama sanki birazcık daha zorlarsa kendi jenarasyonunun iyi aktörlerinden biri olacak gibi. Green Lantern bi gelsin hele bi de görelim.

Ayrıca bir de bugün sinemada Horrible Bosses'ı izledim. Çok komikti ama o kadar. Güldüm, bitti. Bir de Jennifer Aniston hala taş gibi. Kadın zerre yaşlanmıyor. Nasıl iş anlayamıyorum valla.

1 yorum:

Lô - Lâ dedi ki...

Bu post tamda film arayisima denk geldi. guzeldi ..

hatune tas gibi, plastico saolsun : )