23 Nisan 2012

Yürümek ve İhtimaller

Hayatta birtakım şeyleri kontrol etmenin mümkün olamayacağı bilgisini fazlasıyla içselleştirmiş biri olduğum halde bazı zamanlar içimdeki ihtilalcinin ortaya çıkmasını engelleyemiyorum." Neden böyle olmak zorunda?" sorusunu soruyor gizlendiği yerden, bu kolu bacağı olmayan minik ihtilalci. Gerçek manada bir ihtilal başlatamayacağı kesin olduğu için ufak tefek sabotajlarla ana kumandanın dengesini bozmaya çalışıyor, onu da anlıyorum. Her zaman bir bütün olarak kendimi anlayamasam da o ihtilalciyi takdir ettiğim günler oluyor. Bazen onu zekice müdahaleleri için ayakta alkışlıyorum. Belki diyorum, belki bu kadarı sağlıklıdır. Belki ergenlikten sonra da insan bir şeylere isyan edebilir, hakkıdır. Aslında tüm bunların nedeni durdurulamaz bir şekilde yaşlanmaya mahkum olmamız ve zaten kolsuz bacaksız minik yaratık da kendince bu fikre baş kaldırıyor, durdurulamaz yaşlanma kavramı yok olsun istiyor. Sonra onun yüzünden, hayatım ellerimden kayıp belirsiz bir geleceğe doğru ilerlerken, terk edilmiş bir otobüs durağında yetişemediğim bir otobüsün arkasından yıllarca bakıp kalacakmışım gibi hissediyorum. Böyle hissetmekte yanlış hiçbir şey yok elbet. Asıl sorun, yıllar boyunca sadece ileriye giden bir otobüsün geri gelmesini beklemek. Öylece durup beklemek. Çaresizlik hep o durakta başlıyor. Ben ve birçok insan büyük ihtimalle o kaçan otobüsün alabileceği yolun tamamını hiçbir zaman göremeyeceğiz ama durakta bekleyerek, içimizdeki trol ihtilalcilerin sorularını dinleyip, tek başımıza kendimize acıyarak geçirdiğimiz zamanın da bir telafisi yok. Bu döngüye bir kere kapılınca hayat boyu o ıssız, sessiz durakta çakılıp kalacak, giden otobüsün yasını tutacağız. Oysa kimse bize o durakta durmak zorunda olduğumuzu söylemedi. Sadece sesten müteşekkil ihtilalciler değiliz, ilerleyebilecek donanıma sahibimiz, birçok başka ses ve düşünceyle birlikte. Tabii ki otobüse dönüşemeyiz, Transformers'da falan yaşamıyoruz (transformers'da yaşamak?), zaman makineleriyle bizi geçmişe götürecek doktorlara da sahip değiliz (ne yazık ki) ama yapabildiğimiz bir şey var. O da yürümek. Yavaş ya da hızlı; İleriye gitme becerisine sahibiz. Neden bazen bu beceriye sahip olmadığımızı zannedip bir otobüs durağında tek başımıza yavaşça ölmeyi bekliyoruz bilmiyorum. Neden biz sabit dururken hayat akmaya devam ediyormuş gibi hissediyoruz onu da bilmiyorum.Bir adım atmakla başlayacak her şey. Elbette yetişemeyeceğimiz milyonlarca şey var ama belki de olay tamamen budur. Her şeye yetişecek gücümüz yoktur ve belki her şeye yetişsek o zaman da hayal kurma mefhumu tamamen yok etmek zorunda kalacağız. Hayaller kırılmaya elverişli malzemelerden yapılıyor bile olsalar ve bu kırılmalar ilk anda büyük bir kayıp duygusunun ve yalnızlığın yaratıcıları haline gelmiş de olsalar, kırılan şeyi yenisiyle değiştirme ihtimalinin mevcut olduğu bilgisine sahibimiz ve bu, dünya bilgi mirasının belki de en değerli bilgisi. Kırılanı elbette severiz ve inanılmaz derece özleyebiliriz ama yerine yenisini koyabilme imkanımız olduğu için de şanslıyız. Değişim kaçınılmaz ve değişim her zaman iyi olmasa da buna uyum sağlamayı reddetmek değişimin kendisinden bütün şartlarda daha kötü. Çok daha kötü. Evrim. Her şeyin önlenemez evrimi.Ve evet evrim içinde yıkımı da barındırır. Her yıkımdan sonra daha iyi bir şeyin ortaya çıkacağı garantisi de yoktur ama sadece bir durakta oturarak evrime başkaldırıp, isyan ederek , ihtilal çığırtkanlığı yapıp, ağlayarak hiç gelmeyecek bir şeyi beklemeye ayıracak çok zamanımız yok. Tam da başta söylediğim neden yüzünden. Durdurulamaz şekilde yaşlanıyor olduğumuz gerçeğinin ta kendisi yüzünden. Bir ömür süresince içimizdeki sabotajcı ihtilalcilere ayıracağımız krediyi minimumda tutmak, yenilenmek, değişmek ve yürümek lazım. Ölmeden ölmenin ne manası var. İhtimalleri sevmeyi öğrenmek gerekiyor belli ki. Ve galiba ben içimdeki ihtilalciye ayırdığım kredilerin sonuna yaklaşıyorum. Üzülsem de üzülmenin beni durdurmasına müsaade edemeyeceğim zamana sonunda gelmiş olduğumu görmek de inanılmaz iyi hissettiriyor. Tabii mümkün olan başka bir ihtimale göre ise bunları sadece kendimi daha iyi hissetmek için, olan bitene mantıklı bir kılıf bulmak için de yazmış olabilirim. Güzel bir rasyonelizasyonun iyi gelemeyeceği pek az şey vardır şu hayatta. Aslında hayat bazı şeyleri uygun düşünce kalıplarının içine sıkıştırmaktan ibarettir gibi bir cümle de kurabilirim. Ancak yazının sonuna geldiğim bu noktada her iki ihtimal için de söyleyeceğim son söz şudur ki; en azından deniyorum.

5 yorum:

Hektor dedi ki...

Senin otobüsün olmasa da, vardığı yer senin istediğin yer değilse de ve daha ötesi hiçbir yere götürmüyorsa da; içinde yaptığın yolculuk süresince keyifli, eğlenceli, mutlu, daha farklı, sürprizli, çok güzel anlar yaşatacaksa eğer o otobüse bin derim. Beklemekten iyidir. Bu, sonu evlilikle bitmeden yaşanacak büyük bir aşka benzer.

gokciii dedi ki...

burada bahsedilen kaçırılan bir otobüs. binebilsem zaten kesinlikle binerim ama kontrolüm dışındaki bir nedenden kaçırdıysam da otobüsün ardından vah neden de gitti diye oturup ağlamak yerine onun peşinden yürüyerek de olsa gitmeyi tercih ediyorum zaten. yolu bitiremeyecek olabilirim tabii ama her şekilde beklemekten iyidir elbette.

Anonim dedi ki...

kendine bu kadar durust kisilerin bi gun mutlu olabilmesi cok zor gibi.

Anonim dedi ki...

.....

Anonim dedi ki...

Thanks for sharing your thoughts. I really appreciate your
efforts and I am waiting for your further post thanks once again.


Here is my web page: SEO