24 Kasım 2009

Taslaklar Bölüm 1

Bu bloğun bir de görünmeyen yüzü var, kayıtları düzenle kısmında durup duran taslaklar onlar. Arasıra aklıma esmiş, yazmışım ama yayınlamamışım, çoğunu neden yayınlamadığımı ya da neden yarım bıraktığımı bile hatırlayamıyorum ancak geçen gün bir temizlik yapayım dedim ve taslaklarımı okudum. İlginç şeyler yazmışım, hiç hatırlmadığım, ne zaman yazdığımın farkında olmadığım şeyler var. Bazıları kısa paragraflar bazıları uzun uzun yazılar. Neyse işte hazır yazacak hiçbir şey yokken taslaklardan bir seçki yapayım dedim. Alakasız yazıları birlikte ekliyorum, garip gelmesin işin güzel kısmı o. Bir de yazıları yarım bırakmak bazen güzel bir şey olabiliyormuş.

1-Ya harbiden bu saatleri ileri geri alma muhabbetinden ne zaman vazgeçecekler, meak ediyorum. Yetti artık nedir yani bu? Enerji tasarrufu olayı kış saatinde sıçıyor çünkü hava erken karardıkça daha çok nerji harcanıyor. annemin dediğine göre yaz saatinde tasarruf ediyorlarmış zaten, eee o zaman hep o saatte kalalım değil mi? Hem böyle alışma sürecinden kurtarmış olurlar biz ölümlüleri. Evet ben o salaklığı yaptım okula bir saat erken gittim sabahın köründe, sabah saatinde beytepe dolmuşunun boş oluşunu fark edince dank etti tabi kimse 7.50te okula gitmiyor.

2-Blog yazmanın kötü yanlarından biri; insanın kendisini çıplak kalmış gibi hissetmesi. Ben bilgisayarın başına oturup , sevdiğim, sevmediğim, hissettiğim, düşündüğüm birçok şeyi yazıyorum ve tamamen savunmasız kalıyorum. yani yaşanan bir olayı yazmak da belki çok sorun değil ancak insan kafasının karanlıklarındaki şeyleri dökünce ya da üzüntüsünü ne bileyim özlemini, sevincini yazınca ve bunu gündelik bir uğraş haline getirip insanlarla paylaşınca bir bakıma tüm gardını indirmiş oluyor. Evet şunu diyebilirsiniz "ama bunları okuyan insanlar seni tanımıyorlar, görmüyorlar, onlara karşı savunman gereken bir şey yok" çok da mantıklı bir sav ancak bazen insan tanıamdığı insanlarla, belki hiçbir zaman görüşmeyeceği bu kişilerle bile arasına bir duvar koymak istiyor. ayrıca hiç de bilemiyoruz kim okuyor, kim okumuyor. İnternet kocaman bir okyanus bir kere bir damlanı attın mı içine, artık takip etmek imkansız hale geliyor. Belki de çevremden hiç okuamasını istemediğim insanlar okuyor ve göstermek istemediğim yanlarımı görüyorlar. Tabi şunu da sormadan edemiyorum kendime; madem insanların seni görmesini istemiyorsun neden yazıyorsun? Buna verebileceğim güzel cevabım da hazır , hani artılar eksiler listesi yaparız, bir şeyi yapmanın olumlu ve olumsuz sonuçlarını yazar olumlar fazlaysa yapmaktan yana karar kılarız ya işte benim durumum buna iyi bir örnek. Blog yazmanın olumsuz tarafı bu duvarları alçatmak, açık olmak ve bu açıklıktan korkmak ama sanıyorum ki olumlu tarafları ağır basmış ki hala severek ve kendime kısmen sansür koymadan (bazen çok küfür edesim geliyor blog ama etmiyorum, saygılı yönümü gördün sen hep :)) yazıyorum. Evet seviyorum arık bir arkadaş gibi geliyor blog bana ve yakın bir arkadaşıma anlattığım gibi anlatıyorum ben de hatta bazen daha fazlasını, ne de olsa yazarken daha iyi anlatıyorum derdimi.

3-Bazen gereksiz duygusal hallerime gıcık oluyorum, kendimle dalga geçiyorum, sinir oluyorum ama her şeye rağmen ara sıra bir geliyorlar, gitmiyorlar. Sonra burada bir yavanlıkta sınır tanımayan şeyler yazıyorum, sonra zaman geçiyor okudukalrıma gıcık oluyorum. Böyle olmamayı d

4-Bir A kişisi var diyelim. Bu A kişisini size çekebilecek yegane özellik yakın olması olsun, yani bildiğin mesafe bağlamında yakınlık, sık görme etkisi, aşinalık diyelim hatta. sadece çok zaman geçiriyor olun başka da bir şey olmasın. Aklınızda fikrinzide kendisiyle ilgili bir plan vesaire olmasın. Sonra gel zaman git zaman böyle aklınıza bi kurt düşsün, içinize baktığınızda başka bi insan için hissettiğiniz ve hissetmekten çok hoşlandığız bir duyguyu keşfedin, sonra bu duyguyu alın bu A kişisi üzerine yapıştırın


Alakasız başlıklardan alakasız görsellere bir geçiş yaptım, çok güzeller ama hem de bu sayfa çok renksiz göründü gözüme biraz aydınlatayım dedim

6 yorum:

kibrit kutusu dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
kibrit kutusu dedi ki...

bu fikri cok sevdim. ama en cok ucuncu alintinin d diye bitmesini sevdim. bircok cagrisim dolustu bir anda zihnime. ama ne geregi var ki herseyi soylemenin.. oldugu gibi guzel boyle.

arcoiris dedi ki...

ben de bu fikri baya bi sevdim hem daha o kadar çok var ki bu taslakalrdan, yarım yamalak bir sürü şey. ve her şeyi söylemediğim ne söylemek istediğimi bile hatırlayamadığım şeyler. birsürü şey çağrıştırıyor bana da. oldukları gibi güzeller bırakıyorum öyle.

Vincent_ dedi ki...

meraba..ben tanımadığın bir insan..1'nci resim hangi filmden acaba..2 inci ve 3 üncü resimdeki filmleri sevdiğimden merak ettim.

bu arada okumuyorum sadece resimlere bakıyorum..kızma..

arcoiris dedi ki...

merhaba tanıamdığım insan;
birinci resim arizona dream'den.

o da güzelmiş, resimler de bakılmak için zaten.

Vincent_ dedi ki...

teşekkür ederim :)