17 Ağustos 2010

Perde

Koltuğa ölü gibi uzanmış kafamı kaldırmadan perdenin rüzgarda aldığı şekilleri izliyorum. Sabahın 7sinden beri hiç durmadan müzik dinliyorum, kulağımda duruyor öylece; aslında dinlemiyorum bile ama o kulaklığın orada durmasına öyle çok ihtiyacım var ki buna bir mantık bulamıyorum. Perde rüzgarda ağır çekimde koşan bir insanmış gibi hareket ederken kendimle ilgili bir şeyler düşünüyorum. O an için dünyanın en sevilmez ve istenmez insanı olduğumu hayal ediyorum, kanepede yaşayan bir bitkiyim ben. Hatırlanmaya değer anıları unutmuş, sevdiği insanlar hakkındaki detayların beyninden uçup gitmesine engel olamamış, ağlayan ve göz yaşlarını silmeye üşenen bir zararlıyım ben. Ölsem ya diyorum burada, böylece mezara koyarlar beni, zaten yaşamıyorum. Kulağımdaki müziği duymaya bu yüzden ihtiyacım var belki de; yaşadığımı hatırlatsın bana diye. O olmasa sessizlikte boş gözlerle perdeye bakan bir salak olacaktım şimdiyse müzik dinlerken perdeye bakan bir salağım. Çok ince bir ayrıntı değil mi. Belli ki önemli ama, beni yaşar kılıyor. Ağlıyorum ama neden, üzgünüm yüksek dozda ama neden? Bunları düşünmeye bile üşeniyorum, perdenin aldığı şekiller şu anda tüm hayatım, başka hiçbir şey yok. Şimdi burnum aksa annemin minderlerine, bana neler söyler acaba diye geçiyor içimden bir anda. Bu pislik halimle nasıl yaşadığımı soracak bana, ben de "aynen anne" diyeceğim nasıl yaşıyorum ben. Salinger'ın kitaplarındaki karakterlere hiç benzemiyorum, salinger bu halimi görse bana gıcık olurdu diye düşünüyorum, bana gıcık olmasını hiç istemiyorum. Belki de bir tür franny'imdir diyorum ama olmadığımı çok iyi biliyorum. Neden olamıyorum. Rüzgar hiç bitmiyor, bu perde yüzünden sonsuza kadar burada kalacağım, yatar şekilde taşlaşacağım. Sonra belki insanlar hikayeler anlatacak hakkımda, taşlaşmamı çok romantik nedenlere bağlayacaklar, dilden dile dolaşacak ve efsane haline gelecek perdeleri izlerken taşlaşan kız. Ama kimse o anda aslında efsanevi bir şeyin yaşanmadığını bilemeyecek, sadece durmayan bir rüzgar, ağır çekimde hareket eden bir perde ve sümüğü yastıklara akan bir yararsızdan başka bir şey olmadığını bir ben bileceğim, ne yazıktır ki kimseye anlatamayacağım.

2 yorum:

sinem dedi ki...

oha, resmen ağzıma sıçtı yazı.

kulağında çalan müzik de bana şuymuş gibi geldi, öyleymiş gibi okudum: http://listen.grooveshark.com/#/s/Only+Superstition/qAAhs

arcoiris dedi ki...

çok güzel şarkı :)