21 Aralık 2010

Zamansız

Mevsimler değişiyor, insanlar ölüyor ve yıllar bitiyor. Her yılın bitişi insanlarda olanı biteni değerlendirmek ve gelecek yıl hakkında hayaller kurup kararlar almak isteğini doğuruyor. Hayatlarıyla ilgili planlar yapıp, bir şeylerin değişmesini umut ediyorlar. Ben de yapıyordum bunu eskiden ama bu yıl kesinlikle yapmayacağım. Çünkü şunu fark ettim ki çocukluğum bittiğinden beri yaşadığım her yıl bir öncekinden daha kötü oldu, her yılın başında belki bu yıl benim de istediklerim olur veya hayat daha katlanılır hale gelir diye umut ettim ama her seferinde hayal kırıklığı yaşadım. Yaşadığımız her günün bizi ölüme yaklaştırması bir yana gerçekten kaybettiğimiz sadece zaman değil. Kendimden o kadar çok şey kaybettim ki hayatım biterken acaba elimde ne kalacak diye düşünmeden edemiyorum. Mesela 2010'u düşünüyorum; aslında 2010'nun bitmesine çok seviniyor olmam lazım, ama 2011'in de daha farklı bir şey olmadığını bildiğimden sevinmiyorum. Ben zaten zamanla ilgili hiçbir ölçü birimine inanmıyorum, hepsi bizim aldanmalarımız ve kendimizi kandırmak için, yeni başlangıç yanılsamasına inanmak için uydurduğumuz şeyler. Kendimize bir başlangıç veya bitş belirme merakımızın sonucu bunlar hep ama ne yazık ki düşünüldüğü işlevlere sahip değil zaman birimleri; ne yıllar ne aylar ne de mevsimler. En azından benim için değil. Ama neye inanırsam inanayım veya inanmayayım "baban ne zaman öldü" sorusuna cevap vermek istediğimde 2010 demek zorundayım ve bu durumu kimse değiştiremez. 2010'da benim babam öldü ve geri dönüp baktığımda bunu bir yılın etiketinden bağımsız olarak düşünemem. 2010'da üniversiteden mezun olduğum gerçeğini de yok edemem. Ve belki de hayatımın en zor en sıkıcı en üzüntülü yılı olduğunu da değiştiremem. Ne yazık ki ben zaman etiketlerine inanmasam da tüm insanların aklından bu etiketleri silemem. O yüzden yapacak fazla bir şey yok. Biten bir şey yok, yeni yılın daha iyi olacağının garantisi yok ve benim hayatla ilgili herhangi bir isteğim yok. 2011 de 2038 de herhangi birer yıl ve yeni bir şeylerin başlangıcı olma ihtimalleri belki yılbaşında nilli piyangoyu kazanma ihtimalimle aynı. Eğer olur da kazanırsam o zaman inanırım belki bir şeylerin değişeceğine. O bile şüpheli. Kendimde şunları bunları değiştireceğim diye kararlar da alamam, öyle bir şeylere karar vermek için yılın bitmesine gerek yok ve kişinin kendisiyle ilgili aldığı kararlardan çok değişmek için gösterdiği çabadır değişimi sağlayan. Ben kendimde o gücü bulamadığım sürece artık öyle planlar da yapmayacağım. Ve düşünülenin aksine bu karamsar bir yazı değil. Bu artık her şeyi olduğu gibi kabul etmeye yaklaşmış bir insanın dünyaya ve hayata daha gerçekçi baktığını gösteren bir yazıdır.

Kendime not: " You can't take a picture of this, it's already gone."

6 yorum:

manzanasverdes dedi ki...

"You can't take a picture of this, it's already gone." Ne kadar her şeyi anlatan ve bu yüzden ürpertici bir cümleydi. Nate'in ses tonuyla birleşince. Of be. Dur tekrar izleyecem orayı.

arcoiris dedi ki...

ben ne zaman düşünsem veya içimden tekrar etsem tüylerim diken diken oluyor. izlerken mahvolmuştum o yüzden haliyle. dünyada söylenmiş en gerçek cümlelerden biri ve kaybı en güzel anlatan cümle.

jazz dedi ki...

"artık herşeyi olduğu gibi kabul etmeye yaklamış bir insan". sen artık bu sene, olgun bir meyve olarak dalından koparıldın bence arcoiris, gerekmedikçe arkana bakma, yalnızca "o an"a bak ve "o an"ı yaşa.

p.s: dün tv'de genova vardı, colin firth'ün bir filmi, ortasından izlemek istemedim ama izlenesi bir film.

arcoiris dedi ki...

umarım olgunlaşmışımdır. gerçekten geriye dönmek ve geriye bakmak hiç istemiyorumm.

izleyelim ya colin firth'ün oynadığı her filmi. ben king's speechi çok merak ediyorum, adam yardırmış diyorlar :)

manzanasverdes dedi ki...

Acılar insanı olgunlaştırır tarzı klişe bir cümle vardır ya, o doğru gerçekten. Kendimde de gözlüyorum bunu. Mühim olan o olgunluğa erişebilmek zaten. Six Feet Under'ın bir diğer sevdiğim sahnesinde David babasının hayaliyle konuşurken babasının dediği gibi, yaşıyoruz ve yapabileceğimiz milyonlarca şey var.

Colin Firth nasıl bir insandır ayrıca. King's Speech'e de kesin gideceğim.

arcoiris dedi ki...

bir de nate'in life's too fuckin shoert isyanı vardır. gerçekten kısa ve yapacak bir sürü şey var ama nedense bazen insan bunu unutup sürekli bir yakınma ve geçmişe saplanma halinde oluyor. en kötüsü de o işte.