28 Aralık 2010

Eski Fotoğraf

Biraz önce eski fotoğraflara baktım da 1994'te kullandığımız plaj havlusu hala bizde, o fotoğraf hala sapasağlam duruyor, arkasına lacivert tükenmez kalemle yazılmış not hala çok net okunabiliyor ama babam yaşamıyor. Bence insanlığın en büyük dramı şu ki; yaşayan şeyler asla sizinle kalamıyor, bir fotoğraf, fotoğrafın arkasına düşülen not, kullanılmaktan mahvolmuş dandik bir havlu bile bizim ömür dediğimiz şeyden çok daha fazlasını görebiliyor. Üstelik tek başlarına hiçbir anlam ifade etmeyen eşyalar, tek başlarına çok fazla anlamı taşıyan insanlardan daha uzun süre varolmaya devam edebiliyorlar. Sonra biz bazı eşyalar olmadan yaşayamayacağımızı düşünüyoruz halbuki eşyalar biz öldükten çok sonra da hiçbir şeyi umursamadan yaşayıp gidiyorlar.

Bir insan öldüğünde ona ait eşyaları kişiyle birlikte gömen kültürleri şimdi çok daha iyi anlıyorum. O insan yaşamıyorsa onun havlusu neden varolsun diye düşünüyorlardı herhalde. Ben de öyle düşünüyorum artık. Tek başına ne anlamı var ki o havlunun, herhangi bir eşyanın ne anlamı var ki ? Biz kendimiz toprakta çürürken, birilerinin silinen anılarında zar zor varolabilirken bir fotoğrafın hatırlanması da nedir?

Eski fotoğraflara bakma konusunda kendime sınır koymalıyım, bir saat içinde tüm hayatımı alt üst ediyorlar çünkü. Fotoğraflar ne kadar mutlu olursa olsun bana sadece kaybettiğim mutluluğu, kaybettiğim çocukluğumu ve kaybettiğim zamanı hatırlatıyor. Mesela dün albümler arasında dolanırken şunu fark ettim ki ben çocukken çok daha mutlu daha muzur, eğlenceli bir insanmışım, nolmuş bana, nereye gitmiş o tarafım da yeni fotoğraflarda çekin de bitsin hadi memnuniyetsizliği var yüzümde. Gözlerim mal mal bakıyor.

Bir nevi yas tutuyorum eski fotoğrafların her birine baktığım sürede, kaybettiğim her şey için, masumiyet mi dersiniz, bir baba mı dersiniz veya dertsiz, tasasız günler mi dersiniz, hepsi için işte ve canım çok sıkılıyor çünkü elimden hiçbir şey gelmiyor. İnsanın elinden hiçbir şey gelmemesi ne kötü şeydir. Olanla ölenin çaresi yok sözü de o yüzden o kadar üzer ki beni, çünkü yüzleşmek zorunda olduğumuz en sert gerçek bu. Kendimi kandıramıyorum zaten artık hiçbir konuda, geçer diye teselli de edemiyorum biliyorum ki olanla ölenin çaresi yok. Elim kolum bağlı bakıyorum fotoğraflara ve ağlayabiliyorum sadece. Ağlamaktan başka yapacak hiçbir şey olmaması da kalbimi çok kırıyor. Belki de insanlığın en büyük ikinci dramı da bazı durumlarda ağlamaktan başka yapacak bir şey olmamasıdır.

2 yorum:

Denise Pluton dedi ki...

Su ya da bu sebeple sakliyoruz o fotograflari, ileride canimiz acimayacak nasil olsa uzerinden zaman gecmis olacak diye dusunuyoruz ama sanirim kendimizi kandiriyoruz. Hepsini kaldirip atmak zalimlik olucak belki ama onlarin varoldugunu bildikce de karistirmadan edemeyecegiz. Gel de cik isin icinden!

arcoiris dedi ki...

evet aynen ileride bu kadar etkilemez zannediyoruz hep nedense ama zaman ilerledikçe bence daha beter oluyor her şey. ama bir yandan fotoğraflarsız da yaşayamayız, seviyoruz fotoğrağları, elimizde değil.