1 Kasım 2008

Eşya

Bugün mutluydum ben. Çok sevdiğim bir şeye kavuşmanın verdiği bir anlık mutluluk patlamasının parçacıkları tüm günüme yayıldı. Eşyaya bu kadar değer vermemin başıma işler açacağını biliyorum ama öyle şeyler var ki sevmeden edemiyorum, ayrılamıyorum, kopamıyorum. Bazı eşyaların varlığını hissetmek bile iyi hissettiriyor, onlar olmasa eksik kalınıyor. Tüm bunların nedeninin benim aşırı duygusal bir şekilde her şeye ama her şeye anlamlar yüklememden kaynakladığını biliyorum, bazen çok saçma boyutlara ulaştığının da farkındayım. Yine de onların küçücük mutluluklarına o kadar ihtiyacım oluyor ki zaman zaman kendime acıyorum önce, sonra diyorum ki olsun be sen seni mutlu eden şekilde davran. Kısa sürse de bu mutluluk, değer. Bu kitabı mı seviyorsun, bu dişleri kopmuş tarağı mı seviyorsun, yıllardır taktığın kol saatini mi seviyorsun, onlarsız yaşayamacağını mı hissediyorsun, öyle olsun. Öyle olmasa bile öyle olsun. Bazen seni gördüklerini ve sevdiklerini mi düşünüyorsun, öyle olsun. Konuşacak kimse olmadığında içini bir fotoğraf albümüne mi döküyorsun, sorun değil öyle olsun. Bir tişörtü yıkanmaktan mahvolana bir pantalonu yırtık pırtık olana kadar sırf aidiyet duyguna hizmet ettikleri için mi giyiyosun, öyle olsun. Sonuçta kim karışır ki kendimden başka...

4 yorum:

Moonshine dedi ki...

Esyalara fazla bagli olmak guzel bir sey bence. Sana "Masumiyet Muzesi"ni okumani oneririm, yazin direk o kitabi aklima getirdi.

Benim, 14 yasimdan beri hala arasira giydigim pembe pijamalarim var biliyor musun? (Su anda 27 yasindayim)

:)

arcoiris dedi ki...

Ben de ilkokul 4ten beri aynı saati kullanıyorum :)
Masumiyet Müzesini okumak istiyorum zaten, bulduğum ilk fırsatta okuyacağım ya da kendime bir fırsat yaratacağım:)

Artificial dedi ki...

bu yazın tam zamanında geldi.. tebrik ediyorum öncelikle.. here you are, altın plaketiniz..

babam dün yatağımın yatağını(o pofuduk kısmını) kendi kafasından değişmeye karar vermiş.. biz kova burçları olarak rutin hayatımızda küçük değişiklikleri kaldıramayız. Alıştığımız, otomatiğe bağladığımız şeylerdir bunlar. saatimiz, giysilerimiz, kırık dökük ama fonksiyonlarını hala yerine getiren eşyalarımız, daha önce faydasını gördüğümüz fakat şu an malulen emekli olan herşeyimiz...

Tabi sonra pişman ettim onu ve eski yatağımı geri aldım.. Kim karışır diyosun da, dışardan müdahaleyle yoktan yer gıcık edenler çıkıyor yani..

arcoiris dedi ki...

tebrikleriniz için teşekkür ediyorum öncelikle :)

aslında haklısın bazen dışarıdan müdahalelerle bizim alanımıza girip, sinir katsayımızı arttıran insanlar ve/veya durumlar olabiliyor. Senin babanda yaşadığın örneği ben sık sık annemle yaşıyorum. çok sevdiğim bir hırkayı bikaç yerinde delik olduğu gerekçesiyle çöpe atmıştı bir keresinde, büyük kavgalar etmiştik. karışmasınlar bana ben pis de olsa yırtık da olsa öylece durmassını istiyorum giymesem de kullanmasam da. (ki genelde giyerim ve kullanırım :))