





Yeni hayat felsefemi, George Costanza'nın söyldeği onlarca güzel cümle içinden şu yanda gördüğünüzü seçmek suretiyle belirledim. George dünyanın en muhteşem dizi karakterlerinden biri olmasının yanında kendisi hakkında gerçekçi yorumlar yapabilen belki de yegane erkektir. Çok yüzeyseldir, salaktır falan ama ne olduğunun tamamiyle bilincindedir. O yüzden bayılırım bayılırım. My hope is to become hopeless diyişi olsun i'm quitter diye beyan edişi olsun ve işte remember jerry, it's not a lie if you believe it diye akıl verişi olsun nasıl ufuk açıcı, ağlamak istiyorum. Ne mükemmel bir insansın yahu diye bağırasım geliyor ara sıra. Ben de bir süre bunu deniycem baktım olmadı the opposite bölümünde normalde yapacağı her şeyin tersini yapan George'un izinden gideceğim; içimden ne geliyorsa tersini yapacağım. Ama öncelikle kendimle ilgili güzel yalanlar bulup onlara inanacak ve sanki art vandelay'mişim gibi havalara bile gireceğim. Bir de böyle deneyelim ne olacak bakalım. Sonuçta george hayattan ne kadar memnunsa ben de o kadar memnunum, yani kaybedecek bir şeyim yok.
Bu bloğun son zamanlardaki "içsel yakarış platformu" hallerine bir dur diyesim var. Ben aslında sürekli yakarış halinde bir insan değilim ne çok düşünüyor ne de çok sorguluyorum. Aslında çoğu zamanım boş aktivitelerle geçiyor ve burada bahsi geçen yakarışlar da birkaç dakikalık hezeyanlar şeklinde geliyor, gidiyor bazen kalıyor yalan söylemeyim. Ama ben başka şeylerden bahsetmek istiyorum. Mesela Life Unexpected diye bir dizi keşfettim. Çok tatlı ve ilk sezonunu 13 bölümle bitmiş durumda, başlayacaksanız en güzel zamanlar; bir anda 13 bölümü tüketip mutlu olabilirsiniz ben oldum. Evlat edinilmek üzere verilen ve biri tarafından evlatlık olarak alındığı zannedilen aslında hiçbir zaman kimse tarafından evlat edinilmeyen sonra da 16 yaşında gerçek anne babasıyla karşılaşan bir kızın hikayesi. Bir yerde Juno'yla Gilmore Girls'ün birlşimi yazmışlar dizi için ben de pek katıldım. Tam olarak bir gilmore girls havasını yakalayamasalar da olsun idare etti beni. Diziyi çok sevdim ikinci sezonu çok merakla bekliyorum ama belki diziden daha çok sevdiğim her bölüm 3-4 süper şarkı kullandıkları soundtracki. Ben bir dizide güzel şarkılar duydum mu o diziye çok çabuk ısınıyorum. Bir taşla iki kuş vurmak gibi. Bu diziden de bir sürü yeni şarkı ve grup kazandırdım kendime. Hele bir tanesine öyle bir vuruldum ki bunca zamandır şarkılarını dinlemediğim için dövünüyorum şu sıralarda. Bir de şunu keşfettim ki ben bir kadın-bir erkekten oluşan hafif müzik yapan grupları çok sevme eğilimindeyim. She & Him, Angus & Julia Stone ve şimdi de The Weepies.
Tatilde olmak beni çok uyuşuk bir insan yapıyor. Ales'e toefl'a çalışacağım sözleri hep yalan oldu, tüm gün televizyonun karşısında, yatarak dizi izliyorum üstelik daha önceden izlemiş olduğum dizileri... Mesela bugün Sex and the City'nin 6. sezonunu izlemeye koyuldum, 10 bölüm izledim bile ve birazdan bilgisayarın başından kalkıp izlemeye devam edeceğim hatta belki sonrasında filmini açar onu da izlerim.
Seviyorum, izliyorum hatta çok fazla izlemekten sıkıldım. Yine de bir chandler bir joey bir monica mutlu ediyor beni. Kendime en çok benzettiğim karakter ross, en sevmediğim phoebe, en bi aşık olduğum chandler haliyle en kıskandığım monica, rachelsa nötr. En beğenmediğim sezon 6 en beğendiklerim 1-2-3. Phoebe'yi sevmesem de dizinin en komik anları o ve joey ile ilgili olanlar. Takıldıkları kafedeki fincanlara hastayım, her defasında bana kocaman bir fincan kahve istettirdikleri için de kızgınım. Ayrıca sürekli pizza yedikleri için canım ikide bir pizza da istiyor. Joey ve chandler'ın koltuklarına, monica'nın mutfağına bayılıyorum
Madem yazasım var, son zamanlarda okuduğum kitaplardan da bahsedeyim. 4 kitabı aynı anda okumaya çalışıyorum şu sıralar, daha önce hiç böyle bir şey yapmamıştım ama çok da zor değilmiş. "Yeraltından Notlar"a başladım, henüz çok başındayım. Gözlem görüşme derslerinden sonra haftada bir kez okuduğum Irvin Yalom kitabı "Bağışlanan Terapi" var yine başka bir Irvin Yalom kitabı(yeni kitabı) "Güneşe Bakmak, Ölümle Yüzleşmek" var, bir de acayip hızlı bir giriş yaptığım ama sonra yavaşladığım "Tutunamayanlar" var. Okuyorum işte yavaş yavaş, acelem yok. Okuduğum kitaplardan bahsetmişken izlediğim filmlerden de bahsedeyim biraz:
"İklimler"'i izledim acayip beğendim, sırada Mayıs Sıkıntısı var, vizyona girince de Üç Maymun'u izleyeceğim, heyecan yaptım. Ayrıca "Mustafa" için de acayip heyecan yaptım, fragmanını ne zaman görsem tüylerim diken diken oluyor, müzikleri çok muhteşem olmuşa benziyor. Goran Bregoviç'i seviyorum, her ne kadar kendisinin konserinden elimde olmayan nedenlerle yarıda çıkmış olsam da bi dahaki konserinde asla böyle bir şey olmayacak. Can Dündarla birlikte Ntv'de bir programa konuk olmuştu, ben o programı izlerken Can Dündar'ın ne kadar doğru bir karar vermiş olduğunu anladım, Balkan ezgileri ne kadar güzel, Atamıza da ne çok yakışacak. Neyse ben başka ne izledim son zamanlarda? Hımmm. Righteous Kill'i izledim. Üstadları beyazperdede yanyana görmek büyük bir olaydı ama onun dışında filmin aman aman bi yanı yoktu. Benim için tek esprisi bu sinema tanrılarını birlikte görebilmek ve tüm mimiklerine kadar incelemek oldu. Yaşlandıklarını biliyorum ama hiç ölmesinler istiyorum, sonsuza kadar yaşasınlar istiyorum,ben öleyim onlar yaşasınlar, o derece yani. Sonracığıma "Dead Man'" izledim, inanılmaz beğendim, benim sinema anlayışımın üzerine cuk diye oturan bir film gerçekten, görsellik konusunda inanılmaz şeyler var, ayrıca hikayesi ve mizahı muhteşem. Johnny Depp oyunculukta muhteşem, favori filmlerim arasına girdi kısacası. Bunun üzerine bir de Coffee and Cigarettes aldım, hepsini izlemedim, bölüm bölüm izliyorum hepsini bir seferde tüketmiyorum. Sinemaya gitme fırsatım olursa Tropic Thunder'ı izleyeceğim, çok komik olduğunu duydum ayrıca Robert Downey Jr. nasıl oynamış çok merak ediyorum :)
Malumunuz dünyanın en güzel televizyon dizisi How I Met Your Mother'ın 4. sezonu bugün başlıyor ya ben de bir HIMYM yazısı yazayım dedim, blogum şenlensin, güzelleşsin. 3.sezonda neler oldu 4. sezonda neler olacak çerçevesi etrafında bir şeyler karalamak istiyorum.
Gelelim Victoria olayına; bu sezon Victoriayı görmek beni şaşırtmayacaktır hatta Stella-Ted ayrılığının nedeni olabilieceğini bile düşünüyorum Victoria'nın gelişinin.Belki de hiç gelmez Victoria ama tedmosbyisnotajerk.com diye bir site açtığından mütevellit kendisinin yakışıklı mimarımızı unutmadığını varsayıyorum. Bu sezon olabilecek en kötü şey ise Marshall ve Lilly'nin taşınmaları olur. Eğer yamuk apartmanlarına taşınırlarsa o dinamik bozulur gibime geliyor ki bence senaristler bunu düşünüp ev işini ertelemek için ellerinden geleni yapacaklardır. Ayrıca evli çiftimiz bir bebek sahibi olurlarsa da yanlış olur gibi görünüyor, bu şekilde korumaları lazım olayı, çünkü himym arkadaşlık çerçevesinde dönen bir dizi durup dururken bir aile sitcomuna çevirmenin alemi yok. Bu kadro ve işleyiş bozulmasın. Yeni sezonda da dizide konuk oyuncular görecekmişiz, Stella'nın kardeşini görcekmişiz mesela, yine aralarda meşhur isimlerle süslerler gibime geliyor. Bu güzelim diziyi Britney Spears konuk oldu diye izleyen bir sürü insan olmuştu geçen yıl, onun olduğu bölümlerin oldukça yüksek reyting alması beni çok sinirlendirmişti ama napalım. Dizi yayından kalkmasında ne kadar yavan insan varsa bir görünsün,razıyım yani. Güzel bir dördüncü sezon olsun, -tersi pek mümkün değil aslında söz konusu How I Met Your Mother olunca.- Heyecan yaptım, oturdum makale gibi HIMYM yazısı yazdım. Anca yarın akşam izleyebileceğim, saatleri sayıyorum anlayacağınız.
Bugün yeni bağımlılığımdan bahsedeyim istedim biraz. Bendeniz yine kendim için tüm uygun koşulları yaratarak bir dizinin daha bağımlısı olmuş bulunmaktayım. Ne olacak benim halim bilmiyorum, iyi bir izleyici olmanın acılarını çekiyorum.Tüm süpergüçlerim içinde bahsedilmeye en değer olan seyretmek-izlemek (ki bu ikisi farklı şeylerdir) eylemlerinin ikisinde de çok ama çok başarılı olduğum ve sevdiğim şeyleri aşırı sahiplenmek gibi bir başka süper gücüm de olduğu için, işte böyle diziler olsun efenime söyleyeyim filmler olsun,tv programları olsun hatta ve hatta gerçek hayattan insanlar olsun bağlanırım ben, severim vesaire. Bir de asıl yazmak istediğim şeye bir giriş yapabilsem dünyada yaşayan en mükemmel insan olabileceğimi hissediyorum, pardon ikinci en mükemmel çünkü birincinin barney stinson olduğunu herkes biliyor, onunla herhangi bir yarış içine girmeyi hiç mi hiç istemiyorum. Neyse bu uzun ve gereksiz girizgahtan sonra söylemek istediğim ilk şey Gregory House benim ol! evet çok yavan bir cümle kurduğumun farkındayım ancak hislerimi laf salatası yapmadan kısaca özetlemek istedim. (peh:))
Ben bugün Kate Havnevik adında muhteşem sesli bir kadından bahsedeceğim ama bunu yapmadan önce biraz gerilere gidip bu güzel sesli hanımefendeyi nasıl keşfettiğimden bahsetmek istiyorum. Grey's Anatomy'yi duymuşsunuzdur doktorlar ve onların hayatlarını konu alan Amerikan yapımı bir dizi, hatta Türkiye'de Doktorlar adında çakma bir versiyonu da bulunuyor. İşte bu dizi yani Grey's Anatomy son 2 haftama damgasını vurdu, diziden daha çok belki de bu dizinin muhteşem soundtracki beni etkiledi. Başka bir şey dinleyemez oldum. Her bölümden sonra beğendiğim şarkıları arayıp buldum, hepsini tekrar tekrar dinledim, sanırım son yıllarda şahit olduğum en güzel soundtracke sahip, çok çok başarılı dizinin müzikleri. İşte Kate Havnevik de Grey's Anatomy sayesinde keşfettiğim, sesine ve şarkılarına bir anda vurulduğum, dinlemekten kendimi alamadığım çok hoş bir insan. Last fm sayesinde topladım hakkındaki bilgileri, Norveçli, kendi şarkılarını yazıyor ve söylüyor. Ses tonu muhteşem, şarkıları bir yandan huzur verirken bir yandan çok fena çarpıyor.Bu zamana kadar Grey's Anatomy'de kullanılan 4 şarkısı Unlike me, Grace, Nowhere Warm ve Timeless başta olmak üzere bu kadının söylediği her şarkıya her cümleye hasta olduğumu söylemek isterim.Ayrıca son zamanlarda beğendiğim ve dinleyebildiğim tek kadın vokal, kadın vokallerle aram pek yoktur ama ne olduysa bu sefer sevebildim.
Bu arada dizinin soundtrackinden bahsettim ancak, sadece soundtracki değil baştan sona tamamı çok güzel. 3. sezonu bitirmek üzereyim şu sıralar ve gerçekten ayrı kalmakta zorlanıyorum, kendime bir limit koymaya çalışıyorum ama günde en az 3 bölüm izlemeden başından kalkamıyorum, bir yandan da bitmesin istiyorum, çünkü Grey'si de bitirdiğim zaman kendimi çok büyük bir boşlukta hissedeceğimi biliyorum Dizlere ve filmlere bu kadar bağlanmamam gerektiğinin farkındayım, bu hiç sağlıklı değil ama ama ama ben tatildeyim şu an ve yapmam gereken hiçbir şey yok ne yazık ki, keşke kendimi meşgul edecek başka aktiviteler bulabilsem. Şimdilik böyle idare edip mutluymuşum gibi yapacağım, dizilerim, müziklerim ve ben idare ediyoruz...gibi.
Bir de bu haftanın sayılmaz ama son iki günün favori dizisi Coupling, başından kalkamıyorum, 2 sezon bitirdim, sezonlarda ortalama 8 bölüm falan var ama süresi amerikan sitcomlarından daha uzun, tüm gün sadece coupling izledim acayip mutluyum:) Barney, Ted Ve Marshal'a asla ihanet etmem ama Jeff son iki günümün kahramanı, süper insan Jeff Murdock, işaret parmağındaki yüzüğünü aşırı beğendim çok gereksiz bir bilgi olaraktan:)