27 Nisan 2011

Yokluğu Saymak

Babam öleli neredeyse bir yıl oldu, çok garip. bana sorsanız üç gün oldu derim. zaman tek başına ne kadar anlamsız. bir insanın yeryüzünde varolmadığı bir boşluk düşünün ve onu sayılarla numaralandırın. ne saçma oluyor değil mi. sizin doğduğunuz günden beri hayatta olan ve sizin dünya bilginiz içinde yeri hep sabit olan bir adam. bir gün yok oluyor. sonra onun yokluğunu saymaya başlıyorsunuz, oysa yokluk nasıl sayılabilir. yokluğun çoğalması nasıl mümkün olabilir. yokluk yoktur, isteseniz de olduramazsınız. belki de o yüzden bir yılın sayısal değerini düşündüğümde; o 360 günü babamın yokluğuyla bağdaştıramıyorum. öyle değil çünkü. çok zamansız bir eksiklik bu. bizim kaybettiğimiz sadece günler değil. onun kaybettiği de. ölümün ölen kişi için ne tarz bi kayıp olduğunu düşünmeyi reddediyor aklım uzunca bir süredir ama ölüm geride kalanlar için başka tarzda bi ölüm sanki. öyleymiş gerçekten. hep dedikleri gibi bir parçası ölüyor insanın. ister istemez. en basitinden bir koltuktaki kafa izi yavaş yavaş yok oluyor ve benim içimde bir yerlere kocaman bir kafa izi bırakıyor. veya herhangi bir iz. bir yara. neticede neredeyse tüm yaralar iz bırakıyor. koltuktaki kafa izi gibi izler bırakıyor hem de. büyük, şekilsiz, çirkin. bazı şeyler maddesel dünyadan, koltuklardan, televizyonlardan, yataklardan, masalardan silinebilir ama insanın ruhundan silinmiyor. veya sonsuza dek bir anda siliniyor. ikisi aynı şey belki de. çünkü bazı şeylerin yokluğuyla varlığı eşit derecede acı verebiliyor insana. ne gariptir ki. niye bu kadar garip olduğunu da hiçbir zaman anlayamayacağım galiba ama şunu biliyorum ki çok üzgünüm veya ona benzer bir şey. içime bakmaya cesaret edemiyorum bir yıldır, sanki gerçekten yükseklik korkum depreşiyor bu kez, murathan mungan'ın dediği gibi. sahi bir insan nasıl böyle bir cümle kurabilir, onu bile anlamıyorum. sabahları kahvaltımı ederken düzenli olarak gözlerimin dolması durduk yere değil biliyorum ama düşünemiyorum sanki. orada bitiyor zaten ağlamıyorum bile. gözlerim doluyor hani dokunsalar ağlayacağım ama kimse dokunmuyor. kimse sizin yerinize ölüm üzerine düşünmek istemiyor. kimse sizinle birlikte ölüm üzerine düşünmek istemiyor. kimse ö harfini bile duymak istemiyor. ve ben hep o dokunsalar ağlayacak insan halinde yaşıyorum. oraya buraya çarpıyorum bazen dokunulmak niyetine, ağlıyorum. sonra geçiyor. her şey geçiyor. bazı şeyler hariç.


7 yorum:

Mega Süpersonik Sam dedi ki...

Şimdi burda sana sarıldığımı düşün.

arcoiris dedi ki...

düşündüm hatta hissettim, teşekkür ederim.

Xibalba dedi ki...

bişeyler yazmak istedim,yazamadım.iyi dileklerim seninle olsun..

Adsız dedi ki...

aynı benim hissedip de anlatamadıklarım dedim okurken...eline sağlık

Anıl dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
battaniyem dedi ki...

çok zor anlatmak zor konuşmak zor düşünmek zor sen çok güzel ifade etmişsin acını paylaşıyorum iyi dileklerim seninle olsun..

Adsız dedi ki...

bende 2 yıl önce kaybettim babamı. o kadar değişik bir şey ki yakınını kaybetmek. hani bayatımsı bir laf var ya yaşamadan bilinmez diye öyle bir şey. ama işte hayat o kadar tuhaf ki alıştırıyo seni unutturuyo ama bazen de otobüste, yolda bir yerde öylesine aklına geliyo 'aaa benim bi babam vardı, öldü' oluyosun 'hay allah' diyosun şaşırıyosun sanki 'gerçekten oldu mu ya böyle bir şey???' diyesin geliyor. garip ... ama olmuyor işte... içini böyle dökmen, paylaşman çok güzel. sana sarılıyorum ben de; dokunuyorum ki ağla, geçsin...