20 Nisan 2011

"I have filled this void with things unreal"

bugün bende salaklığın bini bir para blog. nasıl salağım anlatamam. ama dur anlatayım azıcık. önce otobüsten ineceğim durağı unutup baya bi gitmişim sonra indim tabi, dedim ki büyük kayıp değil karşıya geçer ordan tekrar binerim. sonra mal gibi gidip yanlış otobüse binmişim. döndü bir yerden aha dedim sıçtık . bastım haliyle düğmeye indirdi beni. ayakkabım çoktan su almıştı zaten birazcık daha ıslandı bonus olarak. indiğim yerden yürüdüm baya bi, ıslak ayaklarla. bir de tabi gündüz hava sıcak diye incecik de giyinmişim, nasıl donuyorum anlatamam. saçma sapan arka yollardan vardım çok şükür ki. ama zaten kafam soğuktan bir milyon oldu. sonra ne bileyim tesadüf denen şeyin ne pis ne çirkin bir şey olduğu gerçeğini düşündüm. üşürken pek sağlıklı düşünemedim ama olduğu kadar blog be. eve geldim how i met izleyeyim diye bilgisayarın başına oturdum , son zamanlarda pek bi duygusal bölümler çeker oldular ya sinirlenmeye başladım hafiften. duygusal şeyleri sevmediğimden değil ama komedi dizisi be hocam yani zaten 20 dk. gülücez eğlenicez onda da dram görmek istemiyorum haliyle. sonra barney durdu durdu i'm broken dedi, nasıl bir iç parçalanması bende tarifi zor. yani barney'nin broken olduğunu hepimiz biliyoruz ama o öyle söyleyiverince çok dokundu nedendir bilinmez. dokunuyor bana öyle şeyler. evet böyle de saçma triplerim var blog. oturup dizi karakterlerini düşünüyorum bazı bazı.

tüm bunlar dün oldu bitti işte blog, bugün kaldığım yerden devam edeyim. çok ilginç bir şey söyliyim mi blog bugün gene işe gittim, acayip ilginç de mi. neyse iş yerinde artık zamanımı nasıl geçirmem gerektiği konusunda baya bi tecrübe kazandım. zaman tabi ki yine de hızlı geçmiyor ama ben iş çıkışı yapacağım bir şeyi düşünüyorum mütemadiyen, zamanı katlanılır kılmak için. öyle çok alengirli şeyler de değil ha. işten çıkıcam starbucks'a gidip havuçlu kek yiycem, kitabımı okuycam. tüm hayal bu. sekiz saat boyunca tek düşündüğüm şey sadece bu. sekiz saat ne çok de mi ya, bence hayat gerçekten günün 8 saatini iş yerinde geçirmek için çok kısa. yani ne kadar mantıksız düşünsene; günümün büyük bir kısmını sevmediğim bir ortamda hiç alakam olmayan insanlarla geçiriyorum ve bunu yaklaşık olarak 25 sene yapıyorum. bundan daha büyük bir epic fail var mıdır arkadaş, varsa da ben bilmiyorum. ama görünen o ki bu düzeni değiştirmek için çok geç şöyle bi 3000 yıl kadar geri almak lazım durumu. medeniyet diye bik bik öttükleri şeyin kocaman bir hapishane olması da ne ironik de mi epic ironi mi desek hatta.

bir de kitap, havuçlu kek falan dedim de aklıma geldi, sırça fanus'u bitirdim. kitabı bitirdiğimden beri de yüz ifademde gözle görünür bir değişim var. hayırlısı dedim geçtim. sonra hemen ardından dorian gray'in portesine başladım. ama anladım ki bu iki kitabı üst üste okumak bana hiç yaramayacak. yine de okuyacağım tabi ki. daha ilk elli sayfadan hastası olmuş durumdayım. hayatımda ilk defa okunacak kitaplar listeme harfiyen uyabiliyorum ve şu an hayatımdan memnun olduğum o nadir anlar hep kitap okuduğum zamanlara denk geliyor. dizi izlemeyi neredeyse bıraktım, film sadece sinemada izleyebiliyorum. canım kitap okumaktan ve yazmaktan başka hiçbir şey istemiyor. az buçuk ALES çalışmaya çalıştım ama sonunda kendimi bir şekilde elimde "Büyük Saat" kanepede otururken buldum, her seferinde. Turgut Uyar sanki uzaklardan bir yerlerden salla ya ALES'i ,göğe bakalım diyor. ee ben de tamam diyorum haliyle. sonuçta nedir ki ales, ösym'nin yapacağı dandik bir sınav neticede, Turgut Uyar'ın yanında nedir ki, ne olabilir ki?

bir de 4-5 yıl sonra ilk defa şiir yazdım. ben de inanamadım ama oldu işte. tabi ki yazdığım şeyden nefret ettim ve acayip yavan buldum ama sonuçta bu yazmış olduğum gerçeğini değiştirmiyor. nasılsa kimseye okutmayacağım için sorun yok, sadece kendi kendimle dalga geçebilirim. onu hep yapıyorum zaten.

son olarak bazı insanların isimlerinin anlamıyla sizde uyandırdıkları izlenimin tamamen zıt olması herhalde bambaşka bir dramımızdır. herkes çocuğuna isim koyarken biraz ince düşünsün, ne bileyim öyle her anlam her insana uymuyor. sonra ama adı bu olan insan şöyledir böyledir gibi saçma sapan önyargılarımız oluyor. çocuğunuzu tanıyıp ona göre isim koyun derim ben naçizane.


böyle şarkı sözü mü olur ya, napıyonuz siz nasıl kafalar yaşıyorsunuz ben de isterim aynısından. hayır belki kafa aynısı da ben neden böyle sözler yazamıyorum biri bana bunu açıklasın.

For I am afraid of what I will discover inside
You told me that I would find a home,
Within the fragile substance of my soul
And I have filled this void with things unreal,
And all the while my character it steals
The darkness is a harsh term don’t you think?
And yet it dominates the things I seek.



3 yorum:

Mega Süpersonik Sam dedi ki...

sırça fanusçuların arasına hoş geldin... :)

Xibalba dedi ki...

baya baya içini dökmüşsün,konudan konuya ordan oraya:) iş meselesi tam sıkıntı, mümkün olduğunca kaçmaya çalıştığım şey ama bir kez yakalanınca bir daha kaçmak zor...

arcoiris dedi ki...

öncelikle hoşbuldum ben çok sevdim burayı sırça fanusçularla geçirebilirim tüm ömrümü. =)

valla ben de mümkün olduğunca kaçtım ama sonra kaçmanın mümkün olmadığı yere gelmiş bulundum. şimdi de kurtulmam pek mümkün görünmiyor. ben de alışmaya çalışıyorum. zaten işin özünde her şey alışmakla ilgili ayrıca alışmak da başlı başına bir lanet ama galiba yapacak fazla bir şey de yok =)