
I can't really say
Why everybody wishes they were somewhere else
But in the end, the only steps that matter
Are the ones you take all by yourself
You and me walk on, walk on, walk on
Cause you can't go back now
Film: Adam





Şimdi bu filmi öncelikle süper ismi için seviyoruz, sonra izliyoruz beş kat daha seviyoruz. Aşkı bir konsept gibi görüp kafalarının içinde masallar yaratan drama sever insanlar olarak filmdeki Peter karakterine bayılıyoruz. Sonra aslında aşk dediğimiz şeyin bir seçim ve süreç problemi olduğunu anlatan, kendinize gelin de kafanızın içindekileri yazıya döküp gerçek insanları gerçek fırsatları değerlendirin diyen Jacks'i de alkışlıyoruz.
500 Days of Summer'ı bilmem kaçıncı kere seyrediyordum da aklıma geldi yeniden. Bence bu filmde geçen en süper, en bilgelik dolu söz küçük kızın Tom'a söylediği "Just because she likes the same bizzaro crap you do, doesn't mean she's your soul mate." cümlesidir. Yani Summer'ın dediği gibi fantezi olan aşk değil de -tabi o da mümkün- insanların birazcık kendilerine benzeyen ne bileyim iki gıdım benzer fikirlere, zevklere sahip olan kişiyle birlikte olurlarsa çok mutlu olacaklarını, hiç sıkılmayacaklarını falan düşünmeleridir. Böyle bir düşüncenin nedeni de tabi ki insanların kendilerini herkesten iyi tanıma potansiyellerinin olması, kendilerini sevmeleri ve biraz olsun kendilerini andıran biriyle karşılaştıklarında işlerin daha kolay olacağını, o kişinin daha sevilebilir olduğunu düşünmeleridir. Aslında içten içte ben sevilebilir bir insanım o da benimle aynı filmleri seviyorsa o da sevilebilir bir insandır gibi basit bir önermeyle başlıyor her şey. Sonra da anında bir çarpılma veya aşk yanılsaması izliyor bunu. -tom summer görür görmez çekici bulmuş ancak i love the smiths cümlesini takiben ona vurulmuştur hatta holly shit bile der yani- Ancak bu gerçekten bir fantezi, zaten ruh eşi diye bir şey yok yani oturup bunu tartışmam bile ama iki insanın the smiths'i seviyor olmaları ne bileyim kara şimşek'i izlemiş olmaları aynı yazarları okuyor olmaları onları bir araya getirmeye ve dahası bir arada tutmaya yetmez.
Şans eseri izledim ben bu filmi.
Nedensiz yere gelen of'lamar vardır ya işte, ben onlara sahibim, taa içimde bir oflama isteğiyle yaşamak çok yorucu oluyor zaman zaman. Can sıkıntısı konusunda kendimi eğittim mesela, gelip gidişini anlayabiliyorum bir de şu oflamalardan kurtulsaydım olmam gereken insan olmaya azıcık daha yaklaşabilirdim.
Ne güzel filmdin sen. Dursana burada güzelim afiş, her baktığımda aklıma gelsin Yusuf'un ölümle sınavı, bekleyişi, gözlerindeki hüznü. Çok güzel filmdin sen, çok üzdün. Sarı bir günbatımına hayran bıraktın, uçurum kenarında kendi sesimin yankısını dinlemek kadar huzur vericiydin, ağlattın. Sonbahar, son olsa da güzeldir; her renk vardır ya içinde, sisli bir öğleden sonra gibi kasvetli ama iyidir işte sonbahar, çok güzel filmdin Sonbahar. Son bir kez karların üzerine kendimi bırakmak kadar düşünceliydin, çok güzeldin.
Bir film izledim bugün.Müzik doluydu.Gerçek insanlar vardı müziğin içinde ve gerçek bir hikayeydi anlatılan.Hayattan bir hikaye.Turuncu,İrlandalı güzel sesli adamla, memleketinden uzak yalnız bir annenin müzikle birlikte kesişen hayatları vardı.Aşk da vardı belki. Filmi izledikten sonra aklımda beliren kelime sadece "gerçek"ti.Yollar kesiştiği gibi ayrılır ve ayrılık hüzünlü bir şarkının sözleri gibi boğazda düğümlenir kalır.Bir süre öyle yaşanır ama yollar ayrılmıştır.Çünkü hayatın herkes için başka planları vardır.O planlar birleşemez.Kısa süreli mutluluklarla avunulur,özlemle yıkanılır ve yaşamaya devam edilir.Once işte tüm bunların müzikle harmanlanıp sunulmuş haliydi.Hazır olarak, kısa bir özet olarak, bir şarkı olarak, iki insanın birbirlerine umut ve ilham verişinin öyküsüydü.Birlikte iyileşmenin öyküsüydü.
Rüya görsem istedim uzun süre,uyanmadan.Ama benim rüyalarımda bile istediklerim olmuyor,aradığımı bulamıyorum, hep çok yaklaşıyorum sadece belli belirsiz görebiliyorum.Hayat belli belirsiz ilerken rüyalar biraz daha net ,çok daha renkli olamazlar mı?.Uyanıkken, aradığımı bulmaya birazcık yaklaşamazken, rüyalarımda bir kere pat diye bulabilsem olmaz mı?Daha çok koyu kırmızı ve açık mavi olsa rüyalar bu iki rengin uyumsuzluğuna rağmen, ve sarı bile rahatsız etmese beni. Mantıksız ve asla mantıklı gelemeyecek bir şekilde olsa her şey rüyalarımda.Spectre kasabasında uyusam bir sabah yalnız başıma,hayat bir oyun olsa ve kaybeden ben olmasam bu sefer.Rüyalar belli belirsiz olmasa,aydınlık bir sabahın habercisi olsalar bir kereliğine sadece.Uçuşan bir elbise alacağım koyu kırmızı ve açık mavi tonlarda.Uçuşan, çok hafif bir elbise,büyük balığım rüyalarımda beni bulana kadar giymeye devam edeceğim.Uçuşacak elbisem rüzgarda,büyük balık geldiğinde göreceğim,belli belirsiz değil bu sefer hiç görmediğim kadar canlı olacak.Zaman da durur,ayakkabısız yaşamaya başlarız belki.