21 Mayıs 2015
Zaman vs. Mutluluk
insanın hayatında çok önemli şeyler olurken zamanın hızla geçip gidiyor olduğu gerçeğiyle barışması normal zamanlardakinden daha zormuş. en azından benim için şu sıralar durum bu. zamanı durdurayım, biraz soluklanayım, olana bitene uzaktan bakıp tadını çıkarayım istiyorum ama zaman çılgınca akmaya devam ederken bunların hiçbirini yapamıyorum. gerçekten zamanın hızı karşısında nefessiz kaldığımı hissettiğim günler yaşıyorum. siz ne düşünürsünüz bilmem ama bazı şeyler ağır çekim yaşanmalı bence. diğer türlü hissedilen mutluluğun ağırlığını zamanın hızı taşıyamıyor gibi geliyor bana. bilmiyorum, sanki sırf bu zamanın kalleşliği yüzünden mutluluğumu yeterince hissedemiyorum. belki zaman, sadece söz konusu duygu mutluluk olduğunda bu kadar çabuk geçiyor gibi geliyordur, neden olmasın. zaman, malumunuz bayağı karışık bi mevzu. benim kişisel olarak da çok meselem var kendisiyle. özellikle bu sıralar beni iyice deli ediyor. istiyorum ki sadece bir günlüğüne benim istediğim gibi aksın zaman; geçmişe gideyim, geri geleyim, aynı anları başa sarıp tekrar tekrar yaşayayım, zaman akmazken ben zamanın dışında bir yerde sakince durup bir şeyler elimden kayıp gidiyor stresini hissetmeden yaşadığım mükemmel anları saatlerce düşünüp beynime kazıyayım. biliyorum beyhude istekler bunlar ama insan gene de böyle şeyler hayal etmekten kendini alamıyor. neyse ki bunlar hep mutluluktan ve biraz da bir kere bu kadar mutlu olmuşken ya bir daha asla aynı şekilde hissedemezsem diye korkmaktan.
3 Mart 2015
Şarkı
hayatımın son bir ayı için seçtiğim arka plan şarkısı bu. ilginçtir ki hayatımda olan şeyler ile şarkının sözleri arasında hiçbir bağlantı yok, hatta sözlerin oldukça zıttı şeyler yaşıyorum ama bu şarkıyı sürekli dinlemekten kendimi alamıyorum. yine bir "mutsuz değilim ama mutsuz şarkılara bağımlıyım" durumu. ne yapalım ben de böyleyim işte. bilmiyorum acaba mutlu şarkılar dinleyebilen bir insan olsaydım hayatımda nasıl değişiklikler olurdu? büyük ihtimalle hiçbir şey farklı olmazdı da neyse... bir de bu şarkı, adının içinde "paint "geçen başka bir şarkıyı da hatırlatıyor bana her dinlediğimde, sonra açıp onu da dinliyorum ara sıra. sanırım o şarkıyı da geçen yıl bu zamanlar sürekli dinliyordum. biraz enerjim olsa oturup kendimi analiz edeceğim; mevsimlere ve aylara şarkı seçme eğilimim, duygu durumuma ters şarkı sözlerine olan bağımlılığımla ilgili falan ama vallahi enerjim yok. boş verelim, güzel şarkılar dinleyelim.
adında paint geçen o diğer şarkı için belki buraya tıklamak istersiniz.
10 Ocak 2015
Not
kıştan mıdır nedir artık the national'dan başka hiçbir şey dinleyemiyorum bu sıralar. sabah akşam aynı şarkılar, aynı albümler... hiç de sıkılmıyorum ve bu durum beni biraz şaşırtıyor. mutsuz değilim ama mutsuz şeyler dinlemekten ölesiye zevk alıyorum. bilmiyorum ben de bu duruma çok mantıklı bir açıklama bulamadım. sanırım mutsuz da olsa güzel müzik dinliyor olmak insanı garip bir şekilde mutlu ediyor. şarkıların sözleri, melodisi, matt'in yavaş yavaş kulağıma fısıldayarak söylediği kelimeler beni aslında şarkı süresi boyunca çok üzüyor, kendi kendime yol boyu düşünüyorum aynı sözler üzerine, karşılıklı konuşmalar yapıyoruz matt ile şarkılar hakkında. insan bir milyonuncu kez dinlediği şeyin üzerine nasıl hala kara kara düşünebiliyor onu da çözemedim, galiba çok boş bir hayatım var ve çevremde aklıma bir şeyler geldiğinde anlatabileceğim neredeyse kimse yok. o yüzden matt'le muhabbet ediyorum. birkaç satır önce mutsuz değilim dedim ama şu yazdığım son cümleyi okuyunca bir an acaba bu kadar yalnız hissediyorken insan mutlu olabilir mi diye de bir an durup düşündüm. ama çok da mühim bir düşünce değil aslında bu, "yalnızlık bir ovanın düz oluşu gibi bir şey" demiş ya cemal süreya, durum aynen o. böyle şeylerin üzerine uzun uzun düşünmeye gerek yok, olağan bir şey yalnızlık bence özünde, belki önceden böyle düşünmüyordum ama büyüdükçe benim için normalleşti belli ki çünkü mutsuz değilim.
neyse işte her sabah işe gidiş ve işten eve dönüşüm bu şekilde gerçekleşiyor. bir de sabahları sürekli kurduğum bir hayal var; metronun boş geleceğini hayal ediyorum durmadan, boş vagonlar geliyor gözümün önüne, bir an için çok mutlu oluyorum sonra tren geliyor içinde milyon tane insan var. o an içimdeki tüm güzel şeyler ölüyor. henüz düşünce gücümle vagonları boşaltmayı başaramadım ama sanırım önümüzdeki soğuk kış ayları boyunca her sabah aynı şeyin hayalini kuracağım. hayal dünyamın inanılmaz canlılığı karşısında herkesi hayrete düşürmeye de devam edeceğim. cidden hayal dünyam metronun boş gelmesi, işten eve erken dönmenin bir şekilde mümkün olması, öğle arası kahve içmeye çıkabilme ihtimalim gibi şeylerden oluşuyor bu günlerde. çok basit ve güzel hayallerim var, mis gibi. ben de istiyorum daha büyük şeyler hayal edebileyim, daha önemli şeyler düşüneyim ama olmuyor. varım yoğum olmayan insanlarla hayali konuşmalar ve yavan hayaller. yetişkin dünyasında durum böyleymiş, ben ne yapabilirim.
hayatımın kısa özetini geçeyim dedim, 2015'in başında, kişisel tarihçeme not da düşmüş oluyorum. yeni yılla ilgili aldığım kararlardan biri de daha çok yazmak. yıllar geçtikçe geçmişe dönüp o zamanlar neler düşünüp hissettiğimi okumak hoşuma gidiyor. son zamanlarda yazma işini çok boşladım ama yeni yılda bu değişsin istiyorum. umarım başarılı olurum. neyse blog, şimdilik olan biten bundan ibaret. yakında görüşürüz.
neyse işte her sabah işe gidiş ve işten eve dönüşüm bu şekilde gerçekleşiyor. bir de sabahları sürekli kurduğum bir hayal var; metronun boş geleceğini hayal ediyorum durmadan, boş vagonlar geliyor gözümün önüne, bir an için çok mutlu oluyorum sonra tren geliyor içinde milyon tane insan var. o an içimdeki tüm güzel şeyler ölüyor. henüz düşünce gücümle vagonları boşaltmayı başaramadım ama sanırım önümüzdeki soğuk kış ayları boyunca her sabah aynı şeyin hayalini kuracağım. hayal dünyamın inanılmaz canlılığı karşısında herkesi hayrete düşürmeye de devam edeceğim. cidden hayal dünyam metronun boş gelmesi, işten eve erken dönmenin bir şekilde mümkün olması, öğle arası kahve içmeye çıkabilme ihtimalim gibi şeylerden oluşuyor bu günlerde. çok basit ve güzel hayallerim var, mis gibi. ben de istiyorum daha büyük şeyler hayal edebileyim, daha önemli şeyler düşüneyim ama olmuyor. varım yoğum olmayan insanlarla hayali konuşmalar ve yavan hayaller. yetişkin dünyasında durum böyleymiş, ben ne yapabilirim.
hayatımın kısa özetini geçeyim dedim, 2015'in başında, kişisel tarihçeme not da düşmüş oluyorum. yeni yılla ilgili aldığım kararlardan biri de daha çok yazmak. yıllar geçtikçe geçmişe dönüp o zamanlar neler düşünüp hissettiğimi okumak hoşuma gidiyor. son zamanlarda yazma işini çok boşladım ama yeni yılda bu değişsin istiyorum. umarım başarılı olurum. neyse blog, şimdilik olan biten bundan ibaret. yakında görüşürüz.
8 Aralık 2014
This Is the Last Time
Bir hata en fazla kaç kez yapılabilir? Sonsuzluk ve bir gün kadar sanırım. Her seferinde bu defa son diye kendimi kandırıyorum ya, sonra bu şarkı çalmaya başlıyor ya, Matt "but your love is such a swamp, you're the only thing I want and I said I wouldn't cry about" diyor ya, işte hepsi ondan oluyor. This is the last time diye diye bir ben bir de Matt kendimizi sonsuza dek kandıracağız belli ki.
8 Kasım 2014
Sevgi?
bazen düşündüğüm şeylerin korkunçluğu karşında kendimi ciddi ciddi hayrete düşürebiliyorum. mesela düşünüyorum, bir insanı çok sevmek falan nasıl da hikaye. yalan değil insan çok sevebiliyor ama nasıl? seviyorum demek, sevgimden ölüyorum demek kolay, sevdiğini söylediğin kişi tüm yaşam enerjini sömürüp seni neredeyse yaşamsız bıraktığında o büyük sevgi cümleleri seni hayata bağlamaya yetmiyor ne yazık ki. çok sevmek, evet ne kadar da büyük seviyoruz hepimiz. tek bir insan tüm sevgisizlikleri silmeye yeter diye düşünüyoruz. o adam evet o, nasıl da güzel, nasıl da sevecen, nasıl da sevgiyle bakıyor ta ki tüm sevecenliğini kaybedene kadar. sonra bir gün geliyor nasıl da nefretle bakıyor, nasıl da rahat hakaret edip, aşağılayabiliyor. büyük sevgi... sevgi kurtaracak hepimizi ta ki aslında kurtulamayacağımızı anladığımız güne kadar. o gün gelince tüm bu sevgi tiyatrosu kocaman soyut bir duygu yumağından başka hiçbir şeye dönüşmeden içimize oturacak. sevgiyse sevgi, başkasını da sever insan, başkası da güzel bakar, bir başkası da sana dünyadaki en önemli insanmışsın gibi davranır ta ki davranmayana kadar. oynadığımız oyun belli ki bu. sevgi kurtarmıyor beni, her gün daha çok dibe batırıyor. sevgi adına yaptığımız çirkinlikleri gördükçe kelimenin kendisinden de içeriğinden de soğuyorum. evet çok seviyoruz birbirimizi, sorun hiçbir zaman sevgi eksikliği değil ama sevginin ne olduğu konusunda anlaşsaymışız keşke. ya da normal sevmek diye bir kavramanın etrafında dönseymiş hayatımız. varsa eğer öyle bir şey.
20 Ekim 2014
Pencere Serisi - Birinci Bölüm
Üç ay kadar önce yukarıda gördüğünüz ilk pencere fotoğrafını çektikten sonra aklıma pencereler ve pencereden gördüklerim üzerine bir seri başlatma fikri geldi. Bu temayı gerçekten seviyorum o yüzden instagram hesabımda paylaştığım dört pencere temalı fotoğrafı bloguma da koymak ve serinin ilk bölümünü oluşturmak istedim. İlk üç fotoğraf Almanya'dan dördüncü fotoğraf ise Çek Cumhuriyeti'nden.
Pencerelerde beni çeken bir şeyler var, çoğu zaman hayran hayran ya pencerelere ya da pencerelerden dışarıya bakıyorum. Hatta zamanımın büyük çoğunluğu böyle geçiyor desem yalan olmaz. Pencere güzel şey, mutlu şey!
Instagram hesabıma göz atmak isterseniz de linki burada.
19 Ekim 2014
Kuzeye Giden Rüya
Rüyamda İskandinavya'da bir yere giden (neresi olduğu meçhul) bir otobüste tek başımaydım ve camdan gördüğüm manzara karşısında büyülenmiş durumdayken yanımda oturan kız arka koltukta oturan kıza bakmamı istedi çünkü o kız mango taklidi (meyve olan) yapıyordu. Boş boş baktım kıza, sanırım bekledikleri tepki kahkaha falandı. Sonra uyandım. İskandinavya'da Oslo hariç hiçbir yeri görmedim ve otobüs camından gördüğüm şey de Oslo değildi kesinlikle. Ama tam da hayal ettiğim gibiydi, dağlar, deniz, dev bir sis. Sis şehirde olunca çok çirkinken dağların, akarsuların, denizlerin olduğu yerlerde dünyanın en muhteşem şeyi. Bu rüyadan çıkardığım sonuç ise benim İskandinavya'ya mutlaka gitmem gerektiği. Artık bu istek rüyalarımda bile rahat bırakmıyor beni. Mango taklidi yapan kızsa bilinçdışımın espri anlayışı diye düşünüyorum, beni bile güldüremedi gerçi. Bu da benim hakkımda çok şey söylüyordur ama şimdi kendimi analiz etmeyle hiç uğraşamayacağım.
Şu an bir otobüs gelip beni evimin önünden alsa İskandinavya'ya götürse ve tüm yol boyunca kulaklarımda şu şarkı çalsa, kutup ışıklarını da görmeden dönmesem kuzeyden. Çok güzel olmaz mıydı o zaman hayat?
Şu an bir otobüs gelip beni evimin önünden alsa İskandinavya'ya götürse ve tüm yol boyunca kulaklarımda şu şarkı çalsa, kutup ışıklarını da görmeden dönmesem kuzeyden. Çok güzel olmaz mıydı o zaman hayat?
14 Ekim 2014
İfadesiz
birçok şey olmaya, bazı şeyler de olmamaya devam ediyor. olup, olmamalar arasında gidip geldiğim son zamanlarda bir türlü yazılı veya sözlü ifadelere dökemediğim bazı şeyler hissediyorum. sanki çok kısa zamanda çok farklı bir şeye dönüşecekmişim gibi bir his ama tam öyle de değil. dedim ya ifade edemiyorum. belki çok yakında hayat öyle bildiği gibi devam ederken zihnimde mükemmel bir cümle belirir ve "hah işte buydu" aydınlanması yaşarım. bilemiyorum, belki bazı şeyler sonsuza dek ifade edilemez şekilde kalmaya mahkumdur. ya da belki de çok büyük bir değişimin habercisidir bu tanımlanamaz hisler bütünü.
20 Haziran 2014
Olmaz mı?
yıllar yıllar önce the sims oynamaya çok meraklıydım. bilgisayar oyunlarıyla genel olarak pek iyi anlaşamasam da the sims her zaman benim en güzel istisnamdı. bana sorarsanız eğer, sims'i çok sevmeme rağmen bence ben sims oynama konusunda başarılı değildim, hiçbir zaman çok güzel evler inşa edemezdim, ne kadar uğraşırsam uğraşayım en düzgün duvar kağıdını seçemezdim. şöyle harika bahçeler yaratmaya çalışırdım da hiçbir halta benzemezdi. şu an kendi evim olsa büyük ihtimalle ayı şekilde bir yarım yamalaklık hissiyatı olur içimde; beceremiyorum. ilginçtir ev ve eve dair her şey kadınlıkla kodlanmış durumda toplumda ama ben hiçbir zaman kendimi evle ilgili bir şeylerde başarılı hissetmedim, başarıyı da geçtim eve dair şeyler hiçbir zaman umrumda olmadı. güzel tabaklardan, mumlardan, dekorasyondan zerre anlamıyorum. beni paşabahçeye götürdüklerinde sadece kupalarla ilgileniyorum, ve o tarz dükkanlarda kendimi çok aptal hissediyorum çünkü çoğu şeyin ne işe yaradığını bilmediğim gibi adlarını dahi bilmiyorum. acaba bir gün evlenmeye karar verirsem bir anda içimden bambaşka bir insan çıkacak ve tabaklardan peçeteliklerden anlamaya, onlarla ilgilenmeye başlayacak mıyım, çok merak ediyorum. belki herkesin hayatında o tarz bir eşik vardır, hiç bilemeyeceğim ama şimdilik evle ilgili her şey bana fersah fersah uzak.
aslında benim bahsetmek istediğim şey de biraz önce yazdığım şeylere fersah fersah uzak. sims ile giriş yaptığım için zihnim beni başka çağrışımlarla oyaladı fakat benim bahsetmek istediğim şey aslında yalnızlıktı. evet alakasızlıkta bir markayım biliyorum ama biraz önce kendimi çok yalnız ve inanılmaz asosyal hissettiğim için evde dolanırken ağlamaya başladım, sonra sims'teki insanların sosyallik puanları düştüğü zaman durup dururken evin içinde dolandıkları sırada, bir anda iç çekerek ağlamaya başladıkları görüntü belirdi gözümün önünde. bir bire aynısıydım. beni o bilgisayar oyununa koysalar, saçımı kıyafetimi de bana uygun seçseler kimse demez ki bu gökçe değil. gökçe duvar kağıtları bile olmayan yavan evinin içinde bir haftadır annesi dışında kimseyi görmediği için, kendini nefes alamayacak kadar yalnız hissettiği için ağlıyor. bari sims oynayan kişi adımı değiştirse de başka bir insan olsam. olamıyor muyum gerçek hayatta? ya da kim kontrol ediyorsa benim karakterimi bir parti falan düzenlese, sonra seçtiği her insanın üzerine tıklayıp, sarıl, şakalaş, gıdıkla falan gibi şeyleri üst üste milyon kez seçip sosyallik puanlarıma tavan yaptırsa, olmaz mı? olsaydı güzel olmaz mıydı? neyse.
aslında benim bahsetmek istediğim şey de biraz önce yazdığım şeylere fersah fersah uzak. sims ile giriş yaptığım için zihnim beni başka çağrışımlarla oyaladı fakat benim bahsetmek istediğim şey aslında yalnızlıktı. evet alakasızlıkta bir markayım biliyorum ama biraz önce kendimi çok yalnız ve inanılmaz asosyal hissettiğim için evde dolanırken ağlamaya başladım, sonra sims'teki insanların sosyallik puanları düştüğü zaman durup dururken evin içinde dolandıkları sırada, bir anda iç çekerek ağlamaya başladıkları görüntü belirdi gözümün önünde. bir bire aynısıydım. beni o bilgisayar oyununa koysalar, saçımı kıyafetimi de bana uygun seçseler kimse demez ki bu gökçe değil. gökçe duvar kağıtları bile olmayan yavan evinin içinde bir haftadır annesi dışında kimseyi görmediği için, kendini nefes alamayacak kadar yalnız hissettiği için ağlıyor. bari sims oynayan kişi adımı değiştirse de başka bir insan olsam. olamıyor muyum gerçek hayatta? ya da kim kontrol ediyorsa benim karakterimi bir parti falan düzenlese, sonra seçtiği her insanın üzerine tıklayıp, sarıl, şakalaş, gıdıkla falan gibi şeyleri üst üste milyon kez seçip sosyallik puanlarıma tavan yaptırsa, olmaz mı? olsaydı güzel olmaz mıydı? neyse.
28 Mayıs 2014
Tezim için Yardım
Şimdi benim aylardır yazmaya uğraştığım bir tezim var. Veri toplama aşamasına geldim. Bu aşamada ne kadar çok kişiye ulaşırsam benim açımdan o kadar iyi olacak. Sizden ricam aşağıdaki linke tıklayarak anket sorularına cevap vermeniz. Gerçekten kısa sürüyor. Bana bu iyiliği yaparsanız çok mutlu olacağım. Tezi bitirince de ilk önce buradan kutlamalara başlayacağım. Şimdiden çok sağ olun, var olun.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



.jpg)