12 Ağustos 2008

Heaven Knows I'm Miserable Now*

- Youtube neydi, nasıl bir şeydi hatırlayamıyorum artık.

-Korsan cdci sevgili kardeşlerim, evet iyisiniz hoşsunuz ama dizinin 24 bölümünü koyup da final bölümü olan 25. bölümü neden cdnin içine koymazsınız, ayıp yani günah bile olabilir bu yaptığınız. Ya bulamasaydım o 25. bölümü, tek bölüm için bi daha mı para verip cd alacaktım, amacınız bu muydu yoksa, üçkağıtçılar :)

-How I Met Your Mother'ın 4. sezonu 22 eylülde başlayacakmış. Benim okulum da o gün açılacakmış,Az kalmış sayılırmış.

-Otostopçunun Galaksi Rehberi'ni okuyorum. Douglas Adams'ın alaycılığına ve espri anlayışına hayran kaldım. Çok ilginç bir kitap, aslında 5 kitaplık bir serinin ilk kitabı. Bunu bitirir bitirmez seride hızlıca ilerleyeceğim. Okunacak diğer kitapları bu serinin sonrasına bıraktım.

-Bugün yeni aldığım ayakkabıyı giyerek dışarı çıktım. Doktora gittim. Sonra o ayakkabı ayağımı vurdu, herzaman olan şey bana; yeni aldığım her ayakkabı ilk seferde ayağımı parçalar. Yine de ben bu kadar kötü olacağını düşünmemiştim. O ayakkabılarla önce Cinnah yokulunu çıktım, Sonra o yokuşu tekrar indim Kuğulu Park'a kadar yürüdüm, sonra Kuğulu Parktan Kızılaya yürüdüm ve otobüs durağına ulaştım. Bu sıralarda ayaklarım çok fena alarm veriyolardı ama yapacak bir şeyim yoktu. Otobüsten inince artık bu ayakkabılarla yürümenin imkansız olduğunu fark edip ayakkabılarımı çıkardım ve kalan yolu çoraplarımla yürüdüm. Öyle muhteşem bir rahatlamaydı ki tarif etmem çok zor. İnsanın çok sıkıştığı anda tuvalet bulup çişini yapmasından bile daha rahatlatıcıydı. Görenler garip garip baktılar gerçi ama olsun, sorun değil, o sırada ayaklarımın verdiği partiye katılmakla meşguldüm, kimseyi umursayamadım. Yeni ayakkabı sakat iş. Hem rahatsız edici düzeyde temiz oluyorlar hem de yürümeyi imkansız kılıyorlar.

-Forgetting Sarah Marshall hiç komik değilmiş, hayallerim yıkıldı :(

-Umbrellas adlı grubun The City Light adlı şarkısı pek güzel.

*Why do I give valuable time to people who don't care if I live or die ?


11 Ağustos 2008

Metro Nefreti

Bu metrolar beni hasta ediyor, evet beni hasta eden şey kesinlikle metrolar. Tüm o istasyonlar, saçma kalabalıklar, birbirine bakan oturaklar, yeraltı trenleri, metal bekleme sandalyeleri... Tiksiniyorum hepsinden, yeraltında nereden geldikleri ve nereye gittikleri anlaşılamayan o kalabalıktan nefret ediyorum. Sürekli bir karmaşa, bir sürü insan, konuşanı, güleni,ağlayanı, koşanı... Çok fazla insan var, yeraltında geçirilen zaman için çok geliyor bunların hepsi. Neden metrolarda bu kadar depresif hissettiğimi daha iyi anlıyorum artık, sürekli bir tetikte olma durumu, sürekli bir yakarış var içimde, nefret ediyorum metro senden. Devamlı kendimi sorgulamama neden olduğu için, her zaman karanlık ve soğuk olduğu için, insanların arasında boğulmuş gibi hissettiğim için nefret ediyorum. Camdan bakmaya çalıştığımda duvar gördüğüm için de ayrıca nefret ediyorum. Hasta ediyor metrolar beni.

9 Ağustos 2008

Kate Havnevik ve Grey's Anatomy

Ben bugün Kate Havnevik adında muhteşem sesli bir kadından bahsedeceğim ama bunu yapmadan önce biraz gerilere gidip bu güzel sesli hanımefendeyi nasıl keşfettiğimden bahsetmek istiyorum. Grey's Anatomy'yi duymuşsunuzdur doktorlar ve onların hayatlarını konu alan Amerikan yapımı bir dizi, hatta Türkiye'de Doktorlar adında çakma bir versiyonu da bulunuyor. İşte bu dizi yani Grey's Anatomy son 2 haftama damgasını vurdu, diziden daha çok belki de bu dizinin muhteşem soundtracki beni etkiledi. Başka bir şey dinleyemez oldum. Her bölümden sonra beğendiğim şarkıları arayıp buldum, hepsini tekrar tekrar dinledim, sanırım son yıllarda şahit olduğum en güzel soundtracke sahip, çok çok başarılı dizinin müzikleri. İşte Kate Havnevik de Grey's Anatomy sayesinde keşfettiğim, sesine ve şarkılarına bir anda vurulduğum, dinlemekten kendimi alamadığım çok hoş bir insan. Last fm sayesinde topladım hakkındaki bilgileri, Norveçli, kendi şarkılarını yazıyor ve söylüyor. Ses tonu muhteşem, şarkıları bir yandan huzur verirken bir yandan çok fena çarpıyor.Bu zamana kadar Grey's Anatomy'de kullanılan 4 şarkısı Unlike me, Grace, Nowhere Warm ve Timeless başta olmak üzere bu kadının söylediği her şarkıya her cümleye hasta olduğumu söylemek isterim.Ayrıca son zamanlarda beğendiğim ve dinleyebildiğim tek kadın vokal, kadın vokallerle aram pek yoktur ama ne olduysa bu sefer sevebildim.
Şarkılarına bir göz atmak için :
Kate Havnevik Myspace
Kate Havnevik Last Fm

Bu arada dizinin soundtrackinden bahsettim ancak, sadece soundtracki değil baştan sona tamamı çok güzel. 3. sezonu bitirmek üzereyim şu sıralar ve gerçekten ayrı kalmakta zorlanıyorum, kendime bir limit koymaya çalışıyorum ama günde en az 3 bölüm izlemeden başından kalkamıyorum, bir yandan da bitmesin istiyorum, çünkü Grey'si de bitirdiğim zaman kendimi çok büyük bir boşlukta hissedeceğimi biliyorum Dizlere ve filmlere bu kadar bağlanmamam gerektiğinin farkındayım, bu hiç sağlıklı değil ama ama ama ben tatildeyim şu an ve yapmam gereken hiçbir şey yok ne yazık ki, keşke kendimi meşgul edecek başka aktiviteler bulabilsem. Şimdilik böyle idare edip mutluymuşum gibi yapacağım, dizilerim, müziklerim ve ben idare ediyoruz...gibi.

8 Ağustos 2008

Mutlu Mutlu Filmler İzledim.

Güzel mi güzel, şirin mi şirin 4 tane film izledim, o kadar sevdim ki hepsini burada minyatür afişlerini görmek ve üzerlerine bir iki laf etmek beni çok mutlu edecek.Hem uzun zamandır izlediğim filmlerle ilgili bir şeyler yazmıyorum buraya, aslında çok uzun zamandır hiçbir şey yazamıyorum buraya elimde olmayan nedenlerden dolayı, neyse şimdi konumuz bu değil. Konumuz güzel filmler.

Ben Kind Rewind: Çok sevdiğim ve naçizane dahi olarak nitelendirdiğim muhteşem yönetmen Michel Gondry'nin son filmi Be Kind Rewind. Daha önceleri izleyip de çok beğendiğimiz filmleri bir de Gondry'nin dünyasından izleme fırsatı buluyoruz filmde ki bu eşsiz bir deneyim. Kısa kısa da olsa Hayalet avcılarına yapılan ev yapımı efektler, bitirim ikilinin yeniden çekilen dövüş sahneleri ve daha birçok filmin kahramanlarımızca yeniden çevrimi... Tüm bu yeniden çekimlerin yanında kendi hikayesini çok sağlam ve dokunaklı bir şekilde sonuna kadar güzel bir sadelikte götürüyor Be Kind Rewind.. O kadar eğlenceli, o kadar naif bir duygusallık ve espri anlayışı taşıyor ki bu film aşık olmamak elde değil. Rüya Bilmecesinden sonra yeniden kendine hayran bıraktı Michel Gondry, eternal sunshine'ı saymaya gerek bile duymuyorum. Her filmi benim için onlarca filme eş olan bir isim Michel Gondry, yaratıcılığına ve hayal gücüne hayranım.

Little Miss Sunshine:Bu filmle ilgili söylemek istediğim ilk şey çok sade ve basit oluşu. Karmaşadan tamamen uzak, ve anlatmak istediğini çok doğru bir yoldan izleyiciyi yormadan anlatıyor. Ben de işte tam olarak bu yüzden sevdim Little Miss Sunshine'ı. Derin bir duygusallık var, aslında karanlık bile olabilecek bir malzeme var ama o sarı minibüsle, minik kızla, yollarla havası aydınlatılmış gibi sanki. Bir ailenin yola çıkmasıyla bağlarını yeniden keşfetmeleri üzerine hani klişe bir laf vardır ya sımsıcak bir film diye aynen ondan, yolların insanları ayırmaktan çok aslında onalrı birbirlerine bağladığını düşünen ve yol filmlerini çılgınca seven bir insan olan ben için çok yararlı ve keyifli bir film oldu diyebilirm. Sonunda çok gülümsetiyor insanı:)

Across The Universe: Uzun süredir tarafımdan izlenmeyi bekliyordu Across the Universe. Ne salakmışım ki yeni izleyebildim, izler izlemez bir daha izledim, beni tutmasalar bir daha izlerdim herhalde:) Beatles'ın dünyaya bıraktığı bu mirasın, bu güzel şarkıların bir müzikal filmde toplanması kadar hoş bir şey olamaz, üstelik bu şarkılar güzel yorumlanmış, söylenmiş, güzel kullanılmış ve bir hikaye ile birleşmişse, şarkıların anlattığı tüm hikayeler bir bütünün parçası olmuşsa,işte o zaman böyle bir durumda yemede yanında yat diyebilirim, derim. Sinema ve müzik bütünlüğünü her zaman çok sevdim zaten, şu hayatta en çok sevdiğim 2 şey diyebilirim hatta. Güzel müzikli filmleri, hikayeler anlatan şarkıları, melodileri ve görüntülerle melodilerin uyumlarını sevdim. Across the Universe beni fazlasıyla mutlu etti. Jim Sturgess'in de ne muhteşem bir sesi varmış öyle, maşallahlarımı iletiyorum kendisine, Joe Anderson'a da dikkat çekiyorum ;) Bir yazının sonunda da sığlaşmasam, yavanlaşmasam çatlarım:D

Lars and The Real Girl: İçimdeki Ryan Gosling aşkına tavan yaptıran film oldu Lars and The Real Girl. Çok muhteşem bir oyunculuk çıkarmış öncelikle belirteyim. Kendisinin filmleri bundan sonra kaçırılmayacaklar listesine eklendi. Filme gelirsek, ben hikayesini çok çok beğendim. Çok yalnız ve mutsuz bir hikayesi var bence, en azından filmin ilk yarısı bu şekilde ilerliyor, oldukça karamsar ve üzgün. Sonra biraz daha kalabalıkalşıyor film, bir adamın iyileşme sürecine tanık oluyoruz, her şeye rağmen, insanların birbirlerine ihtiyacı olduğunu ve bazen kaçmanın saklanmanın yarardan çok zararlı olabileceğini güzel bir dille anlatıyor. Yaralı insanlar için devam etmenin ne kadar zor olduğu üzerine de belki bu film biraz, ben bunları gördüm en azından ve çok sevdim.

1 Ağustos 2008

42

Tatil süper bir şey ama bitmek üzere. Ankarayı özledim bloğumu da özledim. Zaman çok çok hızlı geçiyor ve anlatacak çok hikayem var. Şu an insanı salaklaştıran bir rüzgar esiyor dışarda ve ben internet kafe klavyelerine ne kadar gıcık olduğumu bir kez daha keşfediyorum, ben burada anlamsızca mutluyuım poyraza rağmen ve yakamozların bağımlısı olmak üzereyim. Bir de yeniden çay bağımlısı oldum. O güzel kokulu deniz manzaralı çaylarıyla aklımı çeldiler.

8 Temmuz 2008

26 Haziran 2008

Lambaya Püf De*

Canım çok sıkıldığı ve yazacak da bir şey bulamadığım için googledan çok güzel aramalarla bloguma gelen insanlara bir saygı niteliğinde aradıklarını bulsunlar boşuna bakmış olmasınlar diye birkaç cevap hazırladım, maksat insanlığa hizmet. Ayrıca benim neyim eksik, her blogta var böyle şeyler ben de yaparım, ben de yazarım :)

euro 2008 en yakışıklı oyuncu?
Evet bu soruya cevap vereceğimi söyleyip, cevap vermedim. Biliyorum çok iğrenç bir insanım şimdiye kadar açıklamam gerekiyordu Euro 2008'in en yakışıklı oyuncusunu, yine de geç olsun güç olmasın diyorum ve açıklıyorum: -aslında tek bir isim vermek istemiyorum ama en diye sorulan bir soruya birden fazla cevap vermek yanlış olabilir- evet açıklıyorum, geliyor, çok az kaldı veee: Iker Casillas, kendisi uzun zamandır Real Madrid'in kalecisi ben de 2000 yılından beri kendisini izler ve beğenirim bu turnuva da çok iyi işler yaptı, ve de yakışıklı bir insan, hani göz var nizam var, ben turnuvanın en yakışıklı oyuncusu ünvanına kendisine verdim, gitti. hayırlı olsun. Türk Milli takımının en yakışıklı oyuncusunu da Hamit Altıntop olarak değiştirmek istiyorum huzurlarınızda.

kızlarla futbol muhabbeti
Şimdi kızlarla futbol muhabbeti eğlencelidir, güzeldir ve erkeklerle futbol muhabbetinden pek de bir farkı yoktur benim gözümde. Ama sanıyorum ki bu kızlarla yapılan futbol muhabbetlerinde kızların kendilerini "komik" durumlara düşürdükleri diyaloglara ulaşmak için yapılmış bir arama. O sebeple üzgünüm burada böyle bir diyalog bulamayacaksınız çünkü benim de öyle uzun uzun futbol muhabbeti yaptığım bir kız yok. Ama şunu söylemek isterim ki kızları futbol üzerinden aşağılamaya çalışmak hiç hoş bir şey değil, herkes futboldan anlamak zorunda olmadığı gibi bazı insanalr futbolu teknik- taktik, kurallar bütününden bağımsız sadece eğlence olsun diye de izleyebilirler, böyle sevebilirler, ya da mesela sadece yakışıklı oyuncları görmek için bile izleyebilirler kime ne? İnsan kendisini nasıl mutlu hissediyorsa öyle. Ha futbolun her şeyinden anlayan, seven, yorumlayan, hatta futbol oynayan kızlar da vardır. O yüzden önyargılardan kurtulup kadınların güya eksik olan futbol yönleriyle dalga geçmemek lazımdır.

gerçeğin düşe düşün gerçeğe dönüşmesi
Olabilir böyle şeyler bazen, neden olmasın. Hayat süprizlerle dolu, ama yine de düşün gerçeği dönüşmesi kısmında şüphelerim var, ancak her şey mümkün, mucizler zaman alır demiş ünlü düşünür Fatih Terim, sen düşlemeye devam et, hep düşle hayal et, zaman alır belki ama sonunda bir bakmışsın şapkadan çıkar tavşan. Gerçeğin düşe dönüşmesi ise bizim "garip şeyler oluyor anlayamıyorum, aman tanrım bana neler oluyor" şeklinde ifade ettiğimiz bir durumdur. Çok sık yaşanmadığı sürece bir zararı yoktur, gelir geçer.

street dans film fragman?
Ben böyle bir film hiç duymadım valla bilemiyciğim, ama youtube olsaydı ordan ulaşabilirdiniz,o da yok şansına küs artık.

çok sıkıldım ne yapayım?
İşte bu güzel bir soru. Elimden geldiğince cevap vereyim, öncelikle bu soruya "sıkı can iyidir kolay çıkmaz "şeklinde cevap veren insanları hayatından çıkar, böylece bir rahatlama yaşayacaksın. Sonra çık sokaklara, insanları izle, olmadı dizi izle, olmadı film izle. Yine geçmiyorsa sıkıntın, bu bir süreçtir unutma, nasılsa geçecektir, hem can sıkıntısı insanlığın lanetidir, sadece sen değil herkes yaşamaktadır bunu, onları düşün, ama böyle için bir başka sıkılmışsa ve bir türlü geçmiyorsa, koşmaya başla koşarken de içinden geçen her şeyi sesli sesli söyle, iyice yorul, böyle cılkın çıksın eve gel, uyu. Nasılsa uyurken insanın canı sıkılmaz.

ankara simidi nasil olur?
Çok güzel olur hele sıcaksa tadından yenmez, çıtır çıtırdır, mis gibi kokar. Ankara'yı muhteşem yapan küçük ayrıntılardan biridir, her insan hayatı boyunca bir kere Ankara'ya gelip bu simitten yemelidir, böyle bir lezzeti tatmadan yaşamak çok yanlış olabilir. Onun dışında Ankara simidi yuvarlaktır her simit gibi ve susamları vardır rengi de koyu kahverengidir, umarım yeterince bilgi aktarabilmişimdir, çünkü konu Ankara simidi olunca dikkatli olmak lazımdır, yanlış yönlendirmelerden kaçınılmalıdır:)

sevdiğim insanı çok özlüyorum ne yapmalıyım?
Ara, ve onu özlediğini söyle, yani bu kadar basit bunu bile google'a soruyorsunuz ya ben başka bir şey demiyorum, noluyor bu insanlara google olmadan önce nasıl yaşıyorlardı acaba, kime danışıyorlardı.

bugun benım dogum gunum ne yapmalıyım?
Al işte bir tane daha. Ne yaparsan yap, doğum günü de diğer günler gibi bir gündür, normalde ne yapıyorsan onu yap, onun dışında bir de pasta yersin belki eğer seviyorsan, en farklı olarak da mum üflersin, pasta kesmek için bıçak kullanırsın. Başka da bir şey yapılmaz doğum gününde.

insanların hislerini okumak
O kadar kolay bir şey değildir bu, çünkü insanlar çoğu zaman hislerini iyi saklayabilir ve daha farklı şekillerde davranabilirler, ama yine de iyi bir gözlemcinin bir şekilde bu konuda başarılı olacağını düşünüyorum. Özellikle kova burçları bu konuda iyidir :P Zor iştir ama, biraz da empati yeteneği gerektirebilir. Bu konuyla ilgili taktik veremeyeceğim, bunu artık herkes kendi yöntermleriyle anlamaya çalışsın.


* alakasız başlık konusunda rekora koşuyorum, ama şarkılardan başlık yapmak çok eğlenceli, zaten başka da bir şey bulamıyorum başlık olarak,

23 Haziran 2008

Dizisi Gelen İnsan :)

Dün Tnt'de Lost'a baktım İspanya- İtalya maçından sıkıldığım anlarda. Birinci sezonu acayip bir heyecanla izlediğimi hatırladım, günlerce başından kalkmadan televizyonun önünde yemek yiyerek sabahlara kadar izlemiştik ilk 2 sezonu ben ve Aysu. Işığı kim kapatacak, kim su almaya gidecek diye bile kura çekiyoduk:), kimse Lost'un başından kalkmak istemiyordu kalkan kişi gelmeden izlemeye devam edilmeyeceği halde. Dün baktım da böyle birinci sezonun sonlarından bir bölümdü, ben acayip unutmuşum birinci sezonu, o zamandan bu zamana çok şey değişmiş dizide, bambaşka noktalardayız da izleyeli bir yıl olmasına rağmen birinci sezonun bu kadar çabuk aklımdan çıkması garip geldi, hatch falan daha açılmamış, Desmond bilem yok ortalıkta, o yüzden belki de yavan geldi bana, Desmondsız Lost olmaz olsun diyorum artık :) Bunu niye anlattığımı bilmiyorum, hiç ilginç bir şey değil ama nedense Türkçe dublajlı Losttan sonra eskimiş lost bölümleri de insanı dumura uğratabiliyormuş :) Hoş eskimeyen Lost bölümleri de bu görevi yerine getirmekte çok başarılı, insanı manyak etmek, gece gece beni boş gözlerle ekrana kitleyip, vay anasını dedirtmek üzere programlanmış bir dizi.

Coupling de bitti, bitti de nasıl bitti, beni kendine aşık etti sonra 4 sezonda terk edip bıraktı gitti. Bu kadar güzel şeyler bu kadar kısa sürmesin lütfen. Neyse ki bendeniz dizisiz yaşayamadığım için Grey's Anatomy ile dizi hayatıma devam edeceğim. Bir günüm dizi izlemeden geçerse kendimi kötü hissediyorum, bir de yan etkisi var bu dizilerin ki çok fazla dizi izlediğim zaman film izlemeye konsantre olamıyorum, filmler ya uzun geliyor ya da kısa, ya devam etsin ya da hemen bitsin istiyorum. Dizilere çok bulaşmamak lazım. Ama kesinlikle şunu söylemek istiyorum ki bu yıl izlediğim diziler içinden en güzeli Six Feet Under'dı. O dizide bambaşka bir şeyler vardı, bazen aklıma geliyor da özlediğimi fark ediyorum, birkaç yıl sonra oturup baştan izleyeceğime eminim. Grey's den sonra da House izlemeyi planlıyorum sonra belki Friends. Friendsi eskiden izlerdim televizyonda gösteriyorlardı bir ara Sabrina'dan önce, çok çok az hatırlıyorum onu Sabrina'nın aksine:) Sabrina'yı da en baştan yayınlasalar da izlesek yeniden, ne süper diziydi yahu :) Bir de Full House çok matrak diziydi, onu da en baştan yayınlasınlar, ben şikayet etmem sesimi çıkarmam izlerim :)

20 Haziran 2008

Euro 2008 saçmalamaları

Çek Cumhuriyeti maçında Nihat'ın 2. golünden sonra ne yaptıysam artık kendimi nasıl kaybettiysem tüm gece kolum ağrıdı acaba omzum mu çıktı diye düşünüp durdum da geçti sonra. O golün geleceğinden çok emindim aslında ama nedense sevinmenin ayarını kaçırmışım, işte o maçtan yola çıkarak bugün kendime ne kadar zarar vereceğimi hesaplamaya çalışıyordum ki, yine televizyonla kavgalar çıktı falımda. Tek başıma izliyeceğim bu maçı da Çek Cumhuriyeti maçı gibi ,o yüzden konuşabileceğim tek insan Ömer Üründül:) Yok şaka şaka konuşamam o amcayla, ben televizyonla konuşuyorum anca öyle başa çıkabiliyorum maç heyecanıyla. Neyse efendim ben çok başka bir konuya değinecektim, şu 2-1 mevzusu, bilmem dikkatinizi çekti mi ama kimden skor tahmini isteseler herkes 2-1 diyor, yeni bir durum da değil bu turnuvanın başından beri süregeliyor, mikrofonlar kime dönse herkes 2-1 Türkiye kazanır diyor, şu ana kadar bir sefer tuttu da bu 2-1 bakalım bugün Hırvatisyan maçında ne olacak, yine herkes 2-1 diyor anlaşmış gibi,çok merak ettim milletçe bilnçaltımıza kazınmış bu skor ya da herkesin içinde çılgınlar gibi bir 2-1 kazanma isteği var, bakalım göreceğiz, benim de skor tahminim Türkiye 2-1 kazanır:) Yok yok bence Türkiye 1 den fazla gol yer bugün ama kaç tane atacağı hakkında bir yorum yapmak istemiyorum:)

Ben çok daha yüzeysel bir insan olarak tüm bu milli duyguların patlama içinde olduğu herkesin maça kilitlendiği şu güzel cuma gününde takımımızın en yakışıklı 2 futbolcusunu açıklamak istiyorum, evet açıklıyorum......geliyor.... 1 numara tabi ki tabi ki de Hakan Balta:) Kendisi Gael Garcia Bernal'e benziyor bence ve de ondan daha da hoş bir yüzü var hatta, daha sert filan, veeee 2 numara evet açıklıyorum, açıkladım: Hamit Altıntop, bu konuda bana katılmayan çok olacaktır, bir kamuoyu araştırması yaptım 2-1 yenik durumdayım ama bence çok acayip hoş bir insan Hamit, nedenlerini tartışamam zaten bu yakışıklılık bilmem ne çok öznel şeyler ben öyle diyorsam öyledir :P

En güzel Euro 2008 yayınlarını Haber Türk yapıyor bence, niyeyse bilmem bana öyle geldi, Okay Karacan'ı sevdiğim içindir belki, Ntv'de de Sergen Yalçın'ı dinlerken çok eğleniyorum bir de yorumculuk işini kapmış kendisi, futbolum kaçmıştı uzun zamandır euro 2008 sağolsun yeniden sevgi patlamaları yaşıyorum futbola karşı, futbol yorumcuları dinlemeyi özlemişim :) Türkiye'ye başarılar diliyorum bu akşamki maçta, çok iyi gördüm Fatih Terim'i dünkü basın toplantısında, sırıtıp duruyordu, bunu iyiye yordum kendi çapımda kazanabiliriz bence, kolay olmaz ama zaten biz neyi kolay kazandık ki ha bir de biz kazanamazsak bu turnuvayı İspanya kazansın inşallah, acayip istiyorum İspanya'nın kazanmasını, tabi ki biz kazanamazsak, ama Hollanda var ya Hollanda o yüzden susuyorum bir şey demiyorum, İlerleyen günlerde turnuvanın en yakışıklı oyuncuları listesiyle görüşmek üzere :)

Ne yavan insanmışım ya :)