bugün metroda adamın biri yanımdan geçerken ".......'a benzüyürsün, gerçekten" dedi. neye benziyormuşum duyamadım. adamın peşinden gidip pardon acaba neye/kime benzüyürmüşüm? diye sorma isteği geldi bi an. bi an şöyle gideyim de sorayım be nolcak dedim içimden. sonra beni sarsacak kimse olmadığından kendime bir cimcik attım napıyosun gökçe dedim, napıyosun? bi dur hele bi soluklan. laf atılmasından rahatsız olma evrelerini çoktan aşmışım, duymadığım kelimeyi sormaya gideceğim. olaya gel. işte bundan çıkarmamız gereken ders şudur ki; insanı merakta bırakmamak lazım. merak kediyi falan değil insanı öldürür. o yüzden buradan laf atmayı seven erkek arkadaşlara sesleniyorum, karşı tarafın tam anlamayacağı bir şey söyleyin ama ses tonunuzu iyi ayarlayın, şöyle merak uyandıracak bi tonda anlaşılmaz laflar edin özenle, sonra kız deli gibi merak etsin neymiş diye belki bi anlık merakla gelip sizinle konuşabilir. bence denemeye değer, zaten metroda tanımadığınız kadınlara laf atabilecek yapıda insanlarsanız bu size çocuk oyuncağı gelir. ama ben kime benzüyürmüşüm hem de gerçekten benzüyürmüşüm çok merak ettim ya.
bu şarkı da benden neye benzediğini merak edip duranlara, laf atmayı seven, bir kız görünce şarkı söylemeye başlayan ve en önemlisi yoldan geçen kadınlara korna çalmaya bayılan erkeklere gelsin hahahha
klorak satanlara benzeyirsen kısmında gülmekten nefessiz kalıyorum. çok güzel şarkı.
gündelik hayat problemleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gündelik hayat problemleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
26 Aralık 2011
19 Mart 2011
“I wish that just once people wouldn't act like the clichés that they are.”**
ne zaman ki "ama bu diğerleri gibi değil" diye düşünmeye başladınız o zaman kendinize bir dur diyin. çünkü herkes herkes gibi. kimse farklı değil, farklı birinin hayali çok güzel, çok mutlu edici ama ne yazık ki yok öyle bir şey. insanlar klişelerin gerektirdiklerini yerine getirmeye öylesine meraklı ki farklı insan fikri ancak ulaşılmaz bir ideal olarak kalıyor. herkes herkese benziyor. herkes sizi üzmenin bir yolunu bulabiliyor. herkes siz onlara bok gibi davranın istiyor, herkes içinizden geldiği gibi olmanın cezalandırılması gereken bir şey olduğunu düşünüyor.
kimseye ilgi göstermeyin, içinizden insanları aramak geldiğinde durdurun kendinizi. çünkü bir insanı aramak muhtaç görünmenin diğer şekliymiş.. hatta birine nasılsın diye sormak bile muhtaç görünmek anlamına geliyormuş. cool insanlar birbirlerine nasılsın diye sormuyorlarmış. neler öğreniyoruz hayatta.
kimseyi sevmeyin çünkü görünen o ki insanlar sevgi aradıklarını iddia eden ama sevgi gördüklerinde sizden uzaklaşmanın yolunu arayan mahluklar. kimsenin sevgi aradığı falan yok hepsi yalan.
kimseyi özlemeyin. çünkü özlemek de hezeyana tekabül ediyormuş. hatta bir insana yakın davrandığınız her an bi sorgulayın hayatı. çünkü yakın davranmayı sizin başlatamamış ama yakınlığa yakınlıkla karşılık vermiş olmanız "ne yapsaydım kendimi geri mi çekseydim" cümlesini duymanıza neden olabilir. insanlar ciddi ciddi bu cümleyi kurabilirler. kuruyorlar. çünkü kendi dünyalarında birileri onlara yapışmanın fırsatını kolluyor kendileri de "çok iyi" insanlar olduklarından karşı tarafı "kırmamak" adına kendilerini geri çekemiyorlar. Olay tamamen başka şekilde vuku bulmuş olsa da onlar size hiçbir şeyi düzgün hatırlmayan ve uyduran sensin muamelesi yapabiliyorlar. ah canlarım benim.
ve "kimseye bir şey anlatmayın, herkesi özlemeye başlıyorsunuz sonra." ama yukarıda dendiği gibi bir insanı özlemek de yapılacak en büyük hatalardan biri. o yüzden kimseyle konuşmayın. siz bitirin her şeyi başlamadan. çünkü belli ki bir insanla konuşmanız bile onun sizi hezeyanlar içinde sanması için yeterli. o yüzden susun.
kimseye ben her zaman buradayım sen ne yaparsan yap ben yine de gitmem mesajını asla vermeyin. yaşar usta gibi olun, çeker vururum dönüp arkama bakmam bile falan diyin ne bileyim. ama sakın ha anlayışlı olmayın. siktiri çekin. ben giderim arkadaş ayağını denk al diyin. ya da demeyin. ne bileyim keyif sizin. ama bence diyin bi bildiğim var ki konuşuyorum.
sakın ama sakın bir insanın size kendinizi değerli hissettireceği günü beklemeyin. yok öyle bir şey. değersiz hissettireceği derseniz günlük bir aktivite olarak zaten hayatımızın merkezinde. beklemeyin yani öyle filmlerdeki gibi şeyler olmuyor. kimsenin umrunda değilsiniz. olmayacaksınız.
kimseye ilgi göstermeyin, içinizden insanları aramak geldiğinde durdurun kendinizi. çünkü bir insanı aramak muhtaç görünmenin diğer şekliymiş.. hatta birine nasılsın diye sormak bile muhtaç görünmek anlamına geliyormuş. cool insanlar birbirlerine nasılsın diye sormuyorlarmış. neler öğreniyoruz hayatta.
kimseyi sevmeyin çünkü görünen o ki insanlar sevgi aradıklarını iddia eden ama sevgi gördüklerinde sizden uzaklaşmanın yolunu arayan mahluklar. kimsenin sevgi aradığı falan yok hepsi yalan.
kimseyi özlemeyin. çünkü özlemek de hezeyana tekabül ediyormuş. hatta bir insana yakın davrandığınız her an bi sorgulayın hayatı. çünkü yakın davranmayı sizin başlatamamış ama yakınlığa yakınlıkla karşılık vermiş olmanız "ne yapsaydım kendimi geri mi çekseydim" cümlesini duymanıza neden olabilir. insanlar ciddi ciddi bu cümleyi kurabilirler. kuruyorlar. çünkü kendi dünyalarında birileri onlara yapışmanın fırsatını kolluyor kendileri de "çok iyi" insanlar olduklarından karşı tarafı "kırmamak" adına kendilerini geri çekemiyorlar. Olay tamamen başka şekilde vuku bulmuş olsa da onlar size hiçbir şeyi düzgün hatırlmayan ve uyduran sensin muamelesi yapabiliyorlar. ah canlarım benim.
ve "kimseye bir şey anlatmayın, herkesi özlemeye başlıyorsunuz sonra." ama yukarıda dendiği gibi bir insanı özlemek de yapılacak en büyük hatalardan biri. o yüzden kimseyle konuşmayın. siz bitirin her şeyi başlamadan. çünkü belli ki bir insanla konuşmanız bile onun sizi hezeyanlar içinde sanması için yeterli. o yüzden susun.
kimseye ben her zaman buradayım sen ne yaparsan yap ben yine de gitmem mesajını asla vermeyin. yaşar usta gibi olun, çeker vururum dönüp arkama bakmam bile falan diyin ne bileyim. ama sakın ha anlayışlı olmayın. siktiri çekin. ben giderim arkadaş ayağını denk al diyin. ya da demeyin. ne bileyim keyif sizin. ama bence diyin bi bildiğim var ki konuşuyorum.
sakın ama sakın bir insanın size kendinizi değerli hissettireceği günü beklemeyin. yok öyle bir şey. değersiz hissettireceği derseniz günlük bir aktivite olarak zaten hayatımızın merkezinde. beklemeyin yani öyle filmlerdeki gibi şeyler olmuyor. kimsenin umrunda değilsiniz. olmayacaksınız.
ama yok ben olmadığım biri gibi davranamam. bir insanı seviyorsam seviyorumdur aramak istiyorsam ararım ve kimseye bilerek kötü davranamam diyorsanız o zaman siz yalnız kalacak bir insansınız. tüm dürüst insanlar gibi.
ama yine de benim bunları yazdığıma bakmayın sinirli olduğum için diyorum hepsini. hani doğruluk payı yok mu tabi ki var. hayatta tutunabilen- oldurabilen insanların davranışlarını gözlemleyip fark ettiğim şeyler bunlar. gerçekten insanlar her şeyi oyuna çevirmeyi ve kötü niyetli davranışlarda bulunmayı başarabiliyorlar. arada safça davranan kişiler de ezilip gidiyor. belki davranışlarımızı değil de olaylara bakış açımızı değiştirirsek biz de mutlu olabiliriz. bunu yapmak dünyanın en zor şeylerinden biri olabilir ama aklıma başta türlü bir şey de gelmiyor. yani belki daha önce dediğim gibi beklentileri yok etmek lazım. çünkü insanların hayal kırıklığı yaratma potansiyelleri beni dehşete düşürüyor.
(bu yazı romantik ilişkiler bağlamında yazılmıştır. her türlü insani ilişki için geçerli değildir. hayır biliyorum zaten anlaşıldığını ama gene de notumu düşeyim ben)
**bir claire fisher cümlesidir. nasıl haklı bir isyandır. evet öyledir. zaten bi claire bi de ben sürekli isyanlardayız. değişen bir şey yok ama ne yazık ki.
Etiketler:
aklıma geldi yazdım,
canım sıkılır,
gündelik hayat problemleri,
mutsuz
25 Aralık 2010
A picture of you holding a picture of me in the pocket of my blue jeans.
Mandalinaları çift sayıda yeme gibi bir alışkanlık geliştirdim. Hiçbir zaman tek bir mandalina yiyemiyorum ya 2 tane soyuyorum ya da 4. Günde 10-12 tane de yiyorum galiba, kontrolden çıktım. Herkes için çekirdek neyse benim için mandalina o. Bir de bugün düşünüyordum da mandalina ve şeftali kokularını karıştırıp bir parfüm yapsalar yaz kış demem sürerim. Bu fikrimi de kramer'ın the beach'i' gibi ünlü bir parfüm markaına satsam zengin olur muyum acaba? Ama buraya yazdığım için artık fikrimi alıp kullansalar da bir şey yapamam aynen kramer'ın fikrini çaldıkları gibi, zavallım. Halbuki adam düşündü etti sonra biz yaptık dediler, çaldılar. Çok üzülüyorum Kramer'a . Hep en güzel fikirler kramer'ın.
Sanırım artık benim de bir işim var. Yarı zamanlı falan ama iş iştir neticede. Zaten şu an için istediğim mümkün olduğunca az çalışıp az yorulacağım ve az bu çalışmanın karşılığında maksimum ücreti alacağım bir iş bulmaktı. Buldum, nereseyse yapılacak hiçbir şey yok, haftanın 3 günü gidip orada takılıp idare eder de bi para alacağım. Zaten artık ev sıkmaya başlamıştı ben de dedim evinde değil başka ortamlarda sıkıl en azından sıklıdığın için para alacağın ortamları ara bul. O beni buldu.
Tumblr ortamlarına hızlı bir giriş yaptım. Her zaman çok hayran olduğum tumblr sayfaları bana ilham verdi. Özellikle reblog olayı çok eğlenceli ve acayip kolay. Bir de tumblr'ın en sevdiğim yanı inanılmaz görsel bir ortam olması. Temalarından başlamak üzere tüm konsept muhteşem bir görsellik sunmak için . Giriyorum saatlerce fotoğraflara, animasyonlu resimlere bakıyorum, cidden saatlerce. Kayboluyor insan o dünyada, çıkamıyor. Ben de böyle fotoğrafı, müziği bol bir sayfa yaratma amacındayım. Henüz yeni ama ben çok saracağa benziyorum. Şudur: http://shithappensalways.tumblr.com/
Bir de son olarak şu şarkıya o kadar bayılıyorum ki galiba geçen gün 55 kere üst üste dinledim. Hergün mutlaka 3 kere falan da dinliyorum. Bazı şarkıları çok fazla dinleyince onlardan bıkacağınızı sanarsınız bazılarından bıkarsınız ama bazılarından da hiç mi hiç bıkmaz dinledikçe daha çok seversiniz ya işte bu o şarkı. Yine bir canlı performans, biri altına "bu adamın sesiyle evlenmek istiyorum" yazımış. Daha güzel açıklayamzdım ben herhalde, evet aynen öyle.
Sanırım artık benim de bir işim var. Yarı zamanlı falan ama iş iştir neticede. Zaten şu an için istediğim mümkün olduğunca az çalışıp az yorulacağım ve az bu çalışmanın karşılığında maksimum ücreti alacağım bir iş bulmaktı. Buldum, nereseyse yapılacak hiçbir şey yok, haftanın 3 günü gidip orada takılıp idare eder de bi para alacağım. Zaten artık ev sıkmaya başlamıştı ben de dedim evinde değil başka ortamlarda sıkıl en azından sıklıdığın için para alacağın ortamları ara bul. O beni buldu.
Tumblr ortamlarına hızlı bir giriş yaptım. Her zaman çok hayran olduğum tumblr sayfaları bana ilham verdi. Özellikle reblog olayı çok eğlenceli ve acayip kolay. Bir de tumblr'ın en sevdiğim yanı inanılmaz görsel bir ortam olması. Temalarından başlamak üzere tüm konsept muhteşem bir görsellik sunmak için . Giriyorum saatlerce fotoğraflara, animasyonlu resimlere bakıyorum, cidden saatlerce. Kayboluyor insan o dünyada, çıkamıyor. Ben de böyle fotoğrafı, müziği bol bir sayfa yaratma amacındayım. Henüz yeni ama ben çok saracağa benziyorum. Şudur: http://shithappensalways.tumblr.com/
Bir de son olarak şu şarkıya o kadar bayılıyorum ki galiba geçen gün 55 kere üst üste dinledim. Hergün mutlaka 3 kere falan da dinliyorum. Bazı şarkıları çok fazla dinleyince onlardan bıkacağınızı sanarsınız bazılarından bıkarsınız ama bazılarından da hiç mi hiç bıkmaz dinledikçe daha çok seversiniz ya işte bu o şarkı. Yine bir canlı performans, biri altına "bu adamın sesiyle evlenmek istiyorum" yazımış. Daha güzel açıklayamzdım ben herhalde, evet aynen öyle.
Etiketler:
aklıma geldi yazdım,
gündelik hayat problemleri,
müzik
11 Aralık 2010
!
Zaten canım sıkılıyor, acayip hem de. Kendi kendime bir şeylere anlam uydurmaktan da yorgun düştüm. Ankara'da hava böyle muhteşem olmasa hayattan tamamen kopup çıldırma seviyesine de gelirdim ama şansıma oyalanacak bir şeyler var, yağan karı izlemek gibi mesela. Benim için tam zamanlı bir iş haline geliyor böyle kış aylarının başlarında karı izlemek. O açıdan halimden memnunum ama canımı sıkan mezvular bir değil iki değil. Sonra bir de neden insanlar inatla benim sevilebilir bir insan olmadığımı ima eden laflar edip duruyor. Evet anladım emin olabilirsiniz, bir erkek bana ilgi gösteriyorsa veya seviyormuş gibi davranıyorsa bunun nedeni benim aslında sevilebilir veya ilginç bir insan olmam değil de sadece ortamda bulunuyor olmam, çevrede "var olan" bir kadın olmam. Çok teşekkür ederim, amin. Kim böyle güzel sözlerin üzerine kendini dünyanın en değerli insanı gibi hissetmez bilemiyorum. Bu güzelliğin hepsini sadece bana saklamayın, çeşitli zaman aralıklarında bunu yalnızca benim yüzüme yüzüme çarpmayın canlarım, etraf zaten özgüveni yerlebir kadınlarla dolu sayenizde, hani arada gözünüzden kaçan birkaç kişi olduysa gidin onlara da böyle şenlikli laflar edin de dünyada kimse kalmasın nasibini almayan. Anlamıyorum lan, neden yani. Hani bu konularda çok safça düşünen bir insan olmadım hiçbir zaman ama sürekli böyle yorumlar almaktan da gına geldi. Ben belki bir kişinin iyi niyetine inanmak isteyen salak ve mal bir insanım veya o insan olmak istiyorum, nolur yani iki gün canımı sıkmasanız. Kendimle ilgili zaten süper şeyler düşünmüyorum bir de gelip bana bik bik bik ediyorlar. Evet ben belki uğruna şarkılar yazılan kadınlardan değilim veya birini sevmeye çalışırken her şeyi elini yüzüne bulaşturmamayı başarabilen biri de değilim ama bırakın da azıcık da olsa sevilebilir olduğuma dair umudum olsun. Veya olmasın, sıçıyım lan, ne umudu, umut kim biz kim. Çok sinirliyim cidden ama sadece bunu söyleyenlere değil bu söylenenlerin beni bu kadar üzme potansiyeli olmasına ve buna izin verdiğim için kendime de. Bu da sanırım insanın kendisi hakkında düşündüğü ama başkaları tarafından söylenince içine bir öküzün gelip oturduğu durumlardan.
23 Ağustos 2010
İsyan
Sabahın köründe nevrim döndü, çok beklenmedik bir kararla kalktım yataktan. Cidden sabahın körü ama. Stres dediğimiz bok hayatta en sevmediğim şey,uyutmuyor insanı. Evet ne uyku kaldı ne iştah, vampir gibiyim lan hatta o kadar bile değilim en azından onlar arada sırada çeşitli şekillerde kan bulup içiyorlar, mutlu oluyorlar. Ben uyumuyorum, günde bir öğün yersem yiyorum ve hayatta kalmaya çalışıyorum. Başlıycam böyle işten, başvuru formuna kompozisyon sorusu ekleyen üniversitlerden, mülakat listesini açıklamayan gerizekalı üniversitelerden ve genel olarak tüm üniversitelerden bıktım. Kendimi niye bu kadar kastığımı da anlamadım zaten; ben bu düzenin içine girsem de başarılı olamayacağım yani tüm bunlar o kadar sıkıcı o kadar uğraştırıcı ki nedir derdim benim yaa. Birazdan başka bir ani kararla her şeyi bırakacağım o olacak. Üstüne bir de hasta oldum, burnum akıyor 3 dakikada bir hapsuruyorum. Yeterince derdim yok, bu hafta içi istanbula gidip dönmen gerekmiyor zaten, orada kalacak yerim olmaması da sorun değil zaten, sonra döner dönmez sıçtığımın bilim sınavına çalışacak olmam da hiiiç önemli değil o yüzden hasta oluvereyim dedim, hayat bu kadar kolay olmasın birazcık daha zorlaşsın istedim. Dünyanın en mutlu ve şanslı insanı benim, valla ha. Tek bunlar da değil canımı sıkan ya diğer meseleye girsem çıkamam. Orada bambaşka şeyler dönüyor Serhat ya. Ben hep kendimi mal sanıyordum ama benden daha malları da varmış. Ne yaptıkları, söyledikleri belli olmayan bir de karşıdakini gerizkalı zanneden insanlar beni benden alıyor. Yani ağzımı bozduracaklar en sonunda. Sanki bir davranışı yaptıklarında bunun altında yatan niyeti ben göremiyorum ve hemen kanıveriyorum de mi. Çok kurnazsınız siz ben de saftorik bir zavallı. Bir de üzülüyorum mal mal sanki çok umrunda.
Şu hafta geçsin artık, nolur bitsin de nefess alayım. Hoş ne diyorum ki ben, bundan sonraki hafta bundan daha beter. Hiç bitmiyor, yemin ediyorum sanki bir yıldır sürekli bir şeyler için uğraşıyorum ama elimde hiçbir şey yok. Param yok, herhangi bir başarım yok, yapmayı çok iyi bildiğim başka bir şey yok. İnsanlarla istediğim gibi anlaşamıyorum, insanlar yoruyor beni. Sonra bir de Dexter'ın finaline lanet olsun, allah kahretsin ne biçim şeydir, üzülecek gerçek şeyler yetmiyor bir de durup durup dexter'ı düşünüyorum, üzülüyorum. 2-3 gündür her boş kaldığım anda dexter'a üzülüyorum. Olmaz olsun böyle şey, zamanlama ne çirkin şey. Sevdiğim dizi bile üstüme üstüme geliyor. Şu kadar sinirin stresin içinde olacak iş değil.
Şu hafta geçsin artık, nolur bitsin de nefess alayım. Hoş ne diyorum ki ben, bundan sonraki hafta bundan daha beter. Hiç bitmiyor, yemin ediyorum sanki bir yıldır sürekli bir şeyler için uğraşıyorum ama elimde hiçbir şey yok. Param yok, herhangi bir başarım yok, yapmayı çok iyi bildiğim başka bir şey yok. İnsanlarla istediğim gibi anlaşamıyorum, insanlar yoruyor beni. Sonra bir de Dexter'ın finaline lanet olsun, allah kahretsin ne biçim şeydir, üzülecek gerçek şeyler yetmiyor bir de durup durup dexter'ı düşünüyorum, üzülüyorum. 2-3 gündür her boş kaldığım anda dexter'a üzülüyorum. Olmaz olsun böyle şey, zamanlama ne çirkin şey. Sevdiğim dizi bile üstüme üstüme geliyor. Şu kadar sinirin stresin içinde olacak iş değil.
5 Temmuz 2010
Yalanlar ve Oyunlar: Çok anlamsız bir yazı
Blogta bu tip yazılar yazmak adetim değildir ama içimdeki Carrie Bradshaw tetikliyor beni, susma diyor. O yüzden duramayacağım, yazacağım zira birkaç haftadır düşündüğüm yegane konu ilişkiler. Bu konuda çok bir şey bildiğimi iddia edemem; gayet düşe kalka boş geyik gözleriyle bakarak anlamaya çalışıyorum her şeyi. Kafama takılan esas konu ise ilişkilerin başlama aşamasında insanların söylediği yalanlar ve oynanan garip oyunlar. Neden insanlar kendilerini olmadıkları biri gibi göstererek başka birinin ilgisini çekebileceklerine bu kadar inanmış durumdalar? Ben uzun zaman bu soruyla cebelleşirken arkadaşım bellediğim erkeklerin gelip bana başka erkekler hakkında "biz böyle başlarda yalan söyleriz, senin görmek istediğin kişi gibi davranırız üstelik bunu seni sevdiğimiz için de yapmayız, sadece o daha kolayımıza gelir çünkü işte biz böyleyiz" benzeri laflar etmelerinin akabinde benim şalter çok pis attı. Bu nasıl bir mallıktır arkadaşım demek istedim. Evet tabi ki ben de farkındayım insanların yalan söylediğinin, klişe laflarla etkileyici olabileceklerine gönülden inanmış moronlar olabileceklernin. Bunlara bir yere kadar tolerans da gösterebiliyorum hatta, içimdeki tüm dalga geçme isteklerine başkaldırarak. Ancak bir insanın tüm hareketlerinin, senin samimi olarak söylediğine-yaptığına inandığın her şeyinin sahte ve aslında sana seni seviyormuş gibi bakarken yüzünün aldığı ifadenin bile uyduruk olabileceğinin söylenmesi insanın asaplarını bozuyor haliyle. Özellikle de sen oyun nedir bilmeyen ne hissediyosan azıyla çoğuyla söyleyen ya da göstermeye çabalayan biriysen daha da çok koyuyor bu durum. Kimse onlardan yalan istemiyor ki, kimse bana dünyanın en muhteşem insanıymışım gibi bak diye diretmiyor ki. Neden yani tüm bu tiyatro, alkış almak mıdır amaç, aman da ben ne güzel kandırdım ne kadar da yetenekli bir insanım mı? Yani dediğim gibi ufak tefek şeyleri anlayabilirim yeni bir insanı hayatına almanın getirdiği gerginlikle törpülersin keskin yanlarını. Ancak ilişkiyi bir oyuna kendini de bir oyuncuya çevirmenin hiçbir yanını anlayamam ben. Zaten bu düzenden çok tiksindiğim için belki başarılı değilim bu ilişki konularında, oyunun kuralı buysa ben bu kurala uymayı reddettiğim için yalnız kalıyorum sonunda. Açıkça söylediğim, açıkça davrandığım, kendimi olduğumdan bambaşka biri haline getirmeye istekli olmadığım için. Karşımdaki değiştirmek gibi niyetlerim de yok yani, bir de o durum var mesela. Ufaktan ufaktan karşıdakini değiştirme girişimleri. Minik manipülasyonlar, ben,m yoluma gel demenin çeşitli "şirin" yolları. Nedir derdiniz demek istiyorum bir insanın gerçekten olduğu kişiyi tanımaya ve o haliyle sevmeye çalışmak bu kadar mı zor. Kendini olduğun gibi dürüstçe tanıtmak ve oyunlar oynamadan bir ilişkiye başlamak imkansız mı?
Aslında burada bana asıl koyan şeyi söylemek istiyorum -her ne kadar bu yazıyı genel olarak insanlar diye başladıysam da erkek cinsine giydirme olarak gelişiyor durduramıyorum, bunun için affedin beni- Bir erkeğin gelip bana başka bir erkeğin aslında beni hiç sevmediğini seviyormuş gibi yaptığını çünkü asıl derdinin başka şeyler olduğunu söylemesidir beni üzen. Bir kadından duysam bunu rahatsız olmuyorum ama gelip bana benim cinsim böyledir hatta ben de çok yaptım böyle şeyler derken lafın nereye gideceğini hiç anlamamalarıdır hayattan soğutan. O laf aynen şu demek kimse seni sevmiyor, sevmeyecek, olduğun kişiyle kimsenin ilgilendiği yok zaten o başlardaki senin dengeli bir ilgi sandğın şey de oyunun parçası, senin özne olmanla ilgili değil, kişiden bağımsız gelişen bir şey. Biz böyle değişkeniz her kadının zayıf noktalarını bulur onun hoşlanacağı şekle bürünüz sonra onlar bize bağlanınca gerçek yüzümüzü gösteririz gibi bir şey işte. Eminim ki tüm erkekler böyle değil zaten bu kadar geniş bir genelleme yapmak benim her türlü inancıma aykırı ama son zamanlarda karşılaştıklarım ve yaşadığım olaylar üzerinden çıkarımlar yapıyorum sadece Bu yazıyı bağlayamayacağımı hissediyorum, burada bırakıp gdeceğim ama cidden oyunlardan bıktım. İnsanların birilerini deneme tahtası zannetmelerinden bıktım. Yalanlardan, oyunlardan ve aptal insanlardan bıktım. Karşıdakini aptal yerine koymaya çalışanlardan, dengesiz davranmayı taktik zannedenlerden de.
O zaman sözü burada bitiryor ve the magnetic fields'a bırakıyoruz ortamı zira daha yazacak gücüm kalmadı, hiçbir şeyi istediğim gibi anlatamadım daha neler neler var aklımda ama toprlayamıyorum, anlamsız ve gereksiz bu yazı için kusura kalmayın dostlar.
"no one will ever love you honestly, no one will ever love you for your honesty."
Aslında burada bana asıl koyan şeyi söylemek istiyorum -her ne kadar bu yazıyı genel olarak insanlar diye başladıysam da erkek cinsine giydirme olarak gelişiyor durduramıyorum, bunun için affedin beni- Bir erkeğin gelip bana başka bir erkeğin aslında beni hiç sevmediğini seviyormuş gibi yaptığını çünkü asıl derdinin başka şeyler olduğunu söylemesidir beni üzen. Bir kadından duysam bunu rahatsız olmuyorum ama gelip bana benim cinsim böyledir hatta ben de çok yaptım böyle şeyler derken lafın nereye gideceğini hiç anlamamalarıdır hayattan soğutan. O laf aynen şu demek kimse seni sevmiyor, sevmeyecek, olduğun kişiyle kimsenin ilgilendiği yok zaten o başlardaki senin dengeli bir ilgi sandğın şey de oyunun parçası, senin özne olmanla ilgili değil, kişiden bağımsız gelişen bir şey. Biz böyle değişkeniz her kadının zayıf noktalarını bulur onun hoşlanacağı şekle bürünüz sonra onlar bize bağlanınca gerçek yüzümüzü gösteririz gibi bir şey işte. Eminim ki tüm erkekler böyle değil zaten bu kadar geniş bir genelleme yapmak benim her türlü inancıma aykırı ama son zamanlarda karşılaştıklarım ve yaşadığım olaylar üzerinden çıkarımlar yapıyorum sadece Bu yazıyı bağlayamayacağımı hissediyorum, burada bırakıp gdeceğim ama cidden oyunlardan bıktım. İnsanların birilerini deneme tahtası zannetmelerinden bıktım. Yalanlardan, oyunlardan ve aptal insanlardan bıktım. Karşıdakini aptal yerine koymaya çalışanlardan, dengesiz davranmayı taktik zannedenlerden de.
O zaman sözü burada bitiryor ve the magnetic fields'a bırakıyoruz ortamı zira daha yazacak gücüm kalmadı, hiçbir şeyi istediğim gibi anlatamadım daha neler neler var aklımda ama toprlayamıyorum, anlamsız ve gereksiz bu yazı için kusura kalmayın dostlar.
"no one will ever love you honestly, no one will ever love you for your honesty."
Etiketler:
aklıma geldi yazdım,
canım sıkılır,
gündelik hayat problemleri
17 Haziran 2010
Sürekli Yol Sorulan İnsan Olmak
İnsanların bana sürekli yol sormalarına alıştım. Oldukça olağan bir durum haline geldi hatta. Herhangi bir sokakta ben dahil 3 tane insan var diyelim yol sormak isteyen kişi o iki insanı es geçip bana yol sorar, bu hep böyledir. Yabancısı olduğum yerlerde bile inatla beni bulurlar. İşin garip tarafı ise dünya üzerinde yön duygusu en zayıf insanlardan biri olmam. Kendi yolumu kaybolarak, uzatarak bir şekilde bulurum ancak bir insana doğru yol tarif edebilmem imkansıza yakındır. Benim tarif ettiğim yolda ya kaybolurlar ya gereğinden fazla yürümek zorunda kalırlar, sonra küfürleriyle kulaklarımı çınlatırlar. Fakat inatla benden tarif isterler. Bir arkadaşım "her yol sorandan 1 lira alsaydın şimdiye zengindin" şeklinde bir açıklma bile yapmıştı ki gerçekten bundan sonrası için değerlendirmeyi düşündüğüm bir fikir bu zira işsizim, girişimci ruhum(!) sayesinde kısa yoldan para kazanmanın peşindeyim. Her neyse ben bu duruma alışmışken geçenlerde olay bambaşka bir boyuta taşındı. İki farklı insanla çok garip iki deneyim yaşadım. İnsanlar artık bende sadece yol bilen değil HBB (her boku bilen) insan tipi görmeye de başladılar. Ya da insanların soru sormaya çekinmelerini engelleyen bir takım özelliklere sahibim. Yüzümde bir ifade var bence benim ve insanlar soru sormaya çekinmiyor. Kimseyi tersleyecek bir tip yok bende herhalde. Neden bu da olabilir. Neyse gelelim olaylara;
İlk garip insanımız bir teyze. Kızılayda yürürken önce sıradan bir yol sorma olayı yaşıyorum zannederek pek sallamadım kendisini, üçler dersanesi sordu tarif ettim -en azından onun yerini gerçekten biliyordum.- Sonra kadın bana dersanenin eğitimini,mehmet tunçla ikisi arasında kaldıkalrını ve hangisinin daha iyi olduğunu falan sordu oğlunun fenci olduğunu, işte bu öss işlerinin pek zorladığını anlattı. Çok şükür hepsine verecek bir cevabım vardı. O noktada teyzeyi büyülediğimi hissettim. Hem yolu tarif et hem dersanenin içini dışını anlat, Mehmet Tunç'un garip bir adam olduğu bilgisini bile paylaş. Sonra kendimden emin gönderin teyzecim oğlunuzu dedim -ben kim oluyorsam, bana neyse-. Teyze de teşekkür ederek yoluna koyuldu. Anlayamadığım şey bir insanın böyle soruları herhangi birine hiç çekinmeden sorabilmesi. Hadi bir insana yol sormak bi derece anlaşılır ama yoldan geçen adamı dersanenin iç işleri hakkında soru yağmuruna tutmak nedir. Bu teyze gene şanslıydı ki benim gibi bir HBB ile karşılaştı. İşte benim şüphelendiğim de insanların yüzüme bakarak bende bunu görebiliyor olmaları. Ya da o melül ifade, bakışlarım sorunlu benim. evet kesin öyle.
İkinci garip insanımız ise bir amca. Amca biraz fazla olabilir belki amcadan daha genç görünüyordu ama ben kendisini amca kategorisine yerleştirdim. Bilkent durağında oturmuş müzik dinliyorum. Kulaklıklar falan var yani, zaten insanların kulaklığı olmayan insanlara bir şey sormak yerine müzik dinleyen insanları rahatsız edip o kulaklığı çıkartmak zorunda bırakarak soru sormalarına da hiç anlam verememişimdir. Yukarıda anlattığım gibi herhangi bir yerde kulaklığı olmayan 4-5 insan olsun ve ben kulaklığımla olayım gene bana soruyorlar. Neyse bu amca durdu ve diyalog şu şekilde gelişti
-Pardon bir şey sorabilir miyim?
-Kulaklığı çıkararak; tabi.
-Şimdi ben lise mezunuyum, turizm acentelerinde çalışmak istiyorum, ne yapmam lazım biliyor musunuz?
- Boş bakışlar--- bilmiyorum.
- Buralarda bildiğiniz acenta var mı?
-Yok.
-Yani işte ben lise mezunuyum turizm işinde çalışmak istiyorum.
-Sessizlik.
-Turizm bakanlığı balgattaydı değil mi, biliyor musunuz?
-Gerçekten bilmiyorum.
-Peki siz hangi bölümde okuyorsunuz?
- Ne alaka bakışları- okumuyorum mezunum ben.
-Ama hangi bölüm.
- te allaım ya bi git bakışları. psikoloji, hı hı.
-Ne güzel, iyi günler size.
Evet bu amca da beni bilirkişi sanan insanlardan biriydi, lise mezunlarının turizm acentasında çalışmak için ne yapmaları gerektiğini bildiğimi düşünmesi oldukça ilginçti. Hayatım boyunca dışarda tanımadığım biriyle yaptığım en garip konuşma bu olabilir. Amca bana lise mezunuyum dediği anda zaten bi vücudum attı, ne alaka ya bakışlarımı 50 metre öteden görebilirdiniz. İşte benim hayatıma anlatılacak bir olay kattıkları için bu teyze ve amcaya teşekkürlerimi iletiyorum. Gariplikleriyle bir blog postu haline gelmeyi bile başardılar. Bu da böyle bir anımdı şeklinde anlatacağım anılar kazandırdılar bana.
Ben de hayatıma hergün sorulan yolları, mekanları, çeşitli konulardaki genel geçer bilgileri cevaplayamayarak devam etmeyi planlıyorum. Ya da yol sorandan 1 lira, çeşitli konularda bilgilenmek isteyenlereden 2 lira, hayatın anlamı gibi derin konular hakkında sorular soranlardan ise 3 lira alarak, zamanla bunu tam zamanlı bir iş haline getirip herkesin gıpta ile baktığı bir başarı hikayesine dönüşerek pek mühim bir insan olmayı hayal ediyorum. Mottom da "her sorunun bir cevabı vardır doğruluğu hakkında garanti vermem mümkün değildir, yersen. " olacak. Hadi bakalım
İlk garip insanımız bir teyze. Kızılayda yürürken önce sıradan bir yol sorma olayı yaşıyorum zannederek pek sallamadım kendisini, üçler dersanesi sordu tarif ettim -en azından onun yerini gerçekten biliyordum.- Sonra kadın bana dersanenin eğitimini,mehmet tunçla ikisi arasında kaldıkalrını ve hangisinin daha iyi olduğunu falan sordu oğlunun fenci olduğunu, işte bu öss işlerinin pek zorladığını anlattı. Çok şükür hepsine verecek bir cevabım vardı. O noktada teyzeyi büyülediğimi hissettim. Hem yolu tarif et hem dersanenin içini dışını anlat, Mehmet Tunç'un garip bir adam olduğu bilgisini bile paylaş. Sonra kendimden emin gönderin teyzecim oğlunuzu dedim -ben kim oluyorsam, bana neyse-. Teyze de teşekkür ederek yoluna koyuldu. Anlayamadığım şey bir insanın böyle soruları herhangi birine hiç çekinmeden sorabilmesi. Hadi bir insana yol sormak bi derece anlaşılır ama yoldan geçen adamı dersanenin iç işleri hakkında soru yağmuruna tutmak nedir. Bu teyze gene şanslıydı ki benim gibi bir HBB ile karşılaştı. İşte benim şüphelendiğim de insanların yüzüme bakarak bende bunu görebiliyor olmaları. Ya da o melül ifade, bakışlarım sorunlu benim. evet kesin öyle.
İkinci garip insanımız ise bir amca. Amca biraz fazla olabilir belki amcadan daha genç görünüyordu ama ben kendisini amca kategorisine yerleştirdim. Bilkent durağında oturmuş müzik dinliyorum. Kulaklıklar falan var yani, zaten insanların kulaklığı olmayan insanlara bir şey sormak yerine müzik dinleyen insanları rahatsız edip o kulaklığı çıkartmak zorunda bırakarak soru sormalarına da hiç anlam verememişimdir. Yukarıda anlattığım gibi herhangi bir yerde kulaklığı olmayan 4-5 insan olsun ve ben kulaklığımla olayım gene bana soruyorlar. Neyse bu amca durdu ve diyalog şu şekilde gelişti
-Pardon bir şey sorabilir miyim?
-Kulaklığı çıkararak; tabi.
-Şimdi ben lise mezunuyum, turizm acentelerinde çalışmak istiyorum, ne yapmam lazım biliyor musunuz?
- Boş bakışlar--- bilmiyorum.
- Buralarda bildiğiniz acenta var mı?
-Yok.
-Yani işte ben lise mezunuyum turizm işinde çalışmak istiyorum.
-Sessizlik.
-Turizm bakanlığı balgattaydı değil mi, biliyor musunuz?
-Gerçekten bilmiyorum.
-Peki siz hangi bölümde okuyorsunuz?
- Ne alaka bakışları- okumuyorum mezunum ben.
-Ama hangi bölüm.
- te allaım ya bi git bakışları. psikoloji, hı hı.
-Ne güzel, iyi günler size.
Evet bu amca da beni bilirkişi sanan insanlardan biriydi, lise mezunlarının turizm acentasında çalışmak için ne yapmaları gerektiğini bildiğimi düşünmesi oldukça ilginçti. Hayatım boyunca dışarda tanımadığım biriyle yaptığım en garip konuşma bu olabilir. Amca bana lise mezunuyum dediği anda zaten bi vücudum attı, ne alaka ya bakışlarımı 50 metre öteden görebilirdiniz. İşte benim hayatıma anlatılacak bir olay kattıkları için bu teyze ve amcaya teşekkürlerimi iletiyorum. Gariplikleriyle bir blog postu haline gelmeyi bile başardılar. Bu da böyle bir anımdı şeklinde anlatacağım anılar kazandırdılar bana.
Ben de hayatıma hergün sorulan yolları, mekanları, çeşitli konulardaki genel geçer bilgileri cevaplayamayarak devam etmeyi planlıyorum. Ya da yol sorandan 1 lira, çeşitli konularda bilgilenmek isteyenlereden 2 lira, hayatın anlamı gibi derin konular hakkında sorular soranlardan ise 3 lira alarak, zamanla bunu tam zamanlı bir iş haline getirip herkesin gıpta ile baktığı bir başarı hikayesine dönüşerek pek mühim bir insan olmayı hayal ediyorum. Mottom da "her sorunun bir cevabı vardır doğruluğu hakkında garanti vermem mümkün değildir, yersen. " olacak. Hadi bakalım
Etiketler:
aklıma geldi yazdım,
geyik,
gündelik hayat problemleri
26 Ekim 2009
Ankaralıya son kazık: Domuz Gribi
Malumunuz domuz gribi Ankara'da patladı, hepimiz manyak gibi dolaşıyoruz ortalıkta, nereden kapacağız acaba diye sağa sola bakıyoruz. Yıkamaktan harap oldu ellerimiz. Herkeste bir panik havası varken dedikodular alıp başını gidiyor, beytepede öğrenci evlerinde varmış, odtüde yurtlarda varmış, bilkenti zaten biliyoruz falan derken bir korku sardı bizleri. Her nekadar televizyonda olayı çok abarttıklarını düşünsem de korkmadan edemiyorum. Mesela insanlarda sevmediğim şeylerden biri tam karşımdaki insanı öpmek için harekette bulunduğumda hastayım diye kendisini geri çekmesidir, mal gibi kalırım napacağımı bilemem böyle bi bozulurum kendi çapımda, ancak bu domuz gribi beni bu gıcık olduğum davranışı yapmaya itti sonunda. Kapmayı geçtim, birilerine domuz gribi bulaştıran insan olmayı hiç istemiyorum. Arkamdan edecekleri küfürleri düşünsenize, tüm ailesi, arkadaşları baya bi kulaklarımı çınlatır, hiç istemem böyle bir şeyi. Başkaları da bana bulaştırsın istemem tabi ki. Neyseki insanlar bu konuda anlayışlı, benim gibi kendi çaplarında triplere girmiyorlar zira tavsiye edilen bir şey bu. Hoş yine illa ki öpüşülüyor, bazı insanlarda başlarım gribinden napıyım anasını satıyım halleri var, bende de vardı ondan ama galiba bugün itibariyle bitti. Uzun bir kış bizleri bekliyor. Ankara'daki her türlü zor yaşam şartlarına bir de domuz gribi korkusu eklendi, zaten toplumcak kalabalık bir yerde bomba patlayacak, çılgın bi şöför kaldırımda bizi ezecek, birazdan mendil satan çocuklardan biri üzerimize atlayacak, edebiyat fakültesinde soğuktan donarak öleceğiz, melih gökçek'in yaptığı alt geçitin çirkinliğine daldığımız bir anda gözlerimiz bu acıya daha fazla dayanamayıp kör olacak veyahut melih gökçek televizyona çıkıp sırıtacak cinnet geçirip üst geçitlerden birine molotof kokteyli atacağız, okulumuza çevik kuvvet girip nedensiz yere bizleri ve kedileri biber gazına boğup itip kakacak korkusuyla yaşıyorduk bir de bu eklendi çok şükür. Şimdi hep beraber karanlık tarafa geçmeye bir adım daha yakınız. Ankaralı geçmiş olsun. Bu da teğet geçerse zaten çok mübarek bir kavim olduğumuz yeni neslin din kitaplarında falan yazar artık.
21 Ekim 2009
Hafta dediğin yedi gündür.*
Bu hafta;
500 days of summer'ı 3 kere izledim. Param olsa 10 kere izlerdim.
Attila İlhan kitapları aldım. Okudum.
Gözüme ve burnuma aynı gün içinde sinek kaçtı.
Perşembe günlerinde bir gariplik olduğuna inandım.
Birkaç insana içimden sinirlendim.
Çok güldüm, eğlendim.
Supernatural'ın son bölümünü beğenmedim.
Üds'yi atlattım.
Ales'e çalışmaya başlayamadım.
Taç aldım, kaküllerime alıştım.
Tavuk sote ve makarna yaptım.
Pizza ve hamburger yemekten bıktım.
Pozitif yanımı ilk defa bu kadar kuvvetli gördüm.
Lethal Weapon 1-2 yi 3ün de yarısını izledim.
Mikrodalgada kendi buharıyla pişen dondurulmuş sebzelerden aldım.
Neşeli ve canlı hissettim.
Guitar hero'yu görüp yine almak istedim.
Çok para harcadım.
Annemi özledim.
İstanbul'a gitmek istedim.
Hayali mesleklerimin listesini yaptım.
Çok müzik dinledim.
Okey oynadım, kazandım.
Az uyudum ama çok yorulmadım.
*tespit yaptım. oh yeah!
500 days of summer'ı 3 kere izledim. Param olsa 10 kere izlerdim.
Attila İlhan kitapları aldım. Okudum.
Gözüme ve burnuma aynı gün içinde sinek kaçtı.
Perşembe günlerinde bir gariplik olduğuna inandım.
Birkaç insana içimden sinirlendim.
Çok güldüm, eğlendim.
Supernatural'ın son bölümünü beğenmedim.
Üds'yi atlattım.
Ales'e çalışmaya başlayamadım.
Taç aldım, kaküllerime alıştım.
Tavuk sote ve makarna yaptım.
Pizza ve hamburger yemekten bıktım.
Pozitif yanımı ilk defa bu kadar kuvvetli gördüm.
Lethal Weapon 1-2 yi 3ün de yarısını izledim.
Mikrodalgada kendi buharıyla pişen dondurulmuş sebzelerden aldım.
Neşeli ve canlı hissettim.
Guitar hero'yu görüp yine almak istedim.
Çok para harcadım.
Annemi özledim.
İstanbul'a gitmek istedim.
Hayali mesleklerimin listesini yaptım.
Çok müzik dinledim.
Okey oynadım, kazandım.
Az uyudum ama çok yorulmadım.
*tespit yaptım. oh yeah!
Etiketler:
aklıma geldi yazdım,
gündelik hayat problemleri
11 Eylül 2009
Cumartesi
Ben yeniden fotoğraf çekmeye başlayacağım, kararlıyım. Tozlanan makinamı elime alıp sokaklara çıkacağım. Hatta bir tane daha ikinci el analog makina alacağım.
Kilo almam dolayısıyla kendime yeni yeni pantalonlar almak zorundayım. Bir insan kilo alınca direk çanak bölgesine alırsa böyle masraflı olur işte. Napalım ben halimden memnunum aşırı zayıf bir insan olmayı sevmiyordum zaten. Koca götlü bir insan olmayı da çok sevmiyorum ama diğerine göre daha iyi.
Biraz okuyup, araştırıp, birazcık kafa yorup bir şeyler karalayacak konuma gelip, önümüzdeki kongrede bir sunum hazırlayayım diyorum. Çalışayım artık, kütüphanelerde yaşamaya başlıyım. Üniversitenin son yılı gelmiş ben daha milli kütüphaneye üye bile değilim, ayıp vallahi ayıp.
Supernatural Spoiler Alert : Supernatural süper başladı. Yerimde duramadım bölümü izlerken. Ayrıca siz ne düşünürsünüz bilmem ama bence dizi iyice "süper erkekleri bir araya toplama olayı"na döndü. Castiel, Sam, Lucifer ve tabi ki hayatımı aydınlatan insan, doğumgünüdaşım Dean'ciğimi tüm sezon aynı karede görücek olmanın heyecanı var üzerimde, Luciferlı sahneler pek janjanlı olacak gibi, böyle bi testosteron patlaması yaşanacak ortamda. Ben mark pellegrino'nun da hastasıyım zaten. Jacob karizması üzerine bir de lucifer karizmasını göreceğiz kendisinde.. Bir dizi ancak bu kadar süper olabilir, son nokta. Castiel ile ilgili güzel gelişmeler olacakmış bu sezon, bazı melek özelliklerini kaybedecekmiş, insanı bazı özellikleri deneyimleyecekmiş. Bir de tanrıyı görecekmişiz, öyle diyorlar. Her hafta tek bölümle idare etmeyi öğrenecek deli gönül. Bir de ben Sam'e üzüldüm, mala döndü çocukcağız, hak etmedi mi, etti ama dayanamadım. Dean'inde son 3-4 bölümdür yüzünde bi allah kahretsin bakışı, hayattan bezmiş, yorgun hali var. Jensen Ackles'ı ayrıca tebrik ettim, inanılmaz güzel oynamış, Dean'deki o hayalkırıklığını, üzüntüyü iyi vermiş. Ah bir Michael'ın kılıcı olmadığı kaldıydı yavrucağın, ne adammışın be. Neyse bu gidişle ben blogta daha çok supernatural yazısı yazarım, spoiler veririm. Çok seviyorum lost başlayana kadar da favorim olarak kalacak.
Bence ben Üds'den çok kötü bir puan alacağım. Hiç çalışasım da yok, ezbeleyemiyorum kelimeleri, test çözmek de istemiyorum. Kursta da uyuyorum zaten. Bıktım.
Zuhal Topal'la izdivaç izliyorum, annem sağolsun. Kadını seviyorum öbür kadından daha iyi olduğu kesin de programın formatında bi değişiklik yapmaları lazım, daha çok entrika falan olsun, aldatmalar, koca adaylarını birbirlerinden çalmalar olsun. Kuru kuru yok ev istiyorum, asker olsun, statüsü yüksek olsun, kocası ölmüş dul olsun ama boşanmışı kabul etmem zırvaları reytingler için yeterli değil. Sonra ben izlerken sıkılıyorum şekerim, tüm kadınlar aynı şeyi istiyor, bir de beğenmeyince beğenmediklerini söylemeyip yalanlar uyduruyorlar ama herkes yalan olduğunu biliyor. Yaratıcı yalan bile söyleyemiyorlar. Ayıp.
En sinirlendiğim şeylerden biri, herhangi bir dizinin bir sezonunu aldığımda ya son bölümün ya da son 3-4 bölümün eksik çıkması. O kadar sinirleniyorum ki yani o cdyi ortadan ikiye kırıp kafasına isabet edebilecek insanları düşünmeden pencerden dışarı fırlatasım geliyor. Yapmayın bunu, ayıp, yazık bana.
Kilo almam dolayısıyla kendime yeni yeni pantalonlar almak zorundayım. Bir insan kilo alınca direk çanak bölgesine alırsa böyle masraflı olur işte. Napalım ben halimden memnunum aşırı zayıf bir insan olmayı sevmiyordum zaten. Koca götlü bir insan olmayı da çok sevmiyorum ama diğerine göre daha iyi.
Biraz okuyup, araştırıp, birazcık kafa yorup bir şeyler karalayacak konuma gelip, önümüzdeki kongrede bir sunum hazırlayayım diyorum. Çalışayım artık, kütüphanelerde yaşamaya başlıyım. Üniversitenin son yılı gelmiş ben daha milli kütüphaneye üye bile değilim, ayıp vallahi ayıp.
Supernatural Spoiler Alert : Supernatural süper başladı. Yerimde duramadım bölümü izlerken. Ayrıca siz ne düşünürsünüz bilmem ama bence dizi iyice "süper erkekleri bir araya toplama olayı"na döndü. Castiel, Sam, Lucifer ve tabi ki hayatımı aydınlatan insan, doğumgünüdaşım Dean'ciğimi tüm sezon aynı karede görücek olmanın heyecanı var üzerimde, Luciferlı sahneler pek janjanlı olacak gibi, böyle bi testosteron patlaması yaşanacak ortamda. Ben mark pellegrino'nun da hastasıyım zaten. Jacob karizması üzerine bir de lucifer karizmasını göreceğiz kendisinde.. Bir dizi ancak bu kadar süper olabilir, son nokta. Castiel ile ilgili güzel gelişmeler olacakmış bu sezon, bazı melek özelliklerini kaybedecekmiş, insanı bazı özellikleri deneyimleyecekmiş. Bir de tanrıyı görecekmişiz, öyle diyorlar. Her hafta tek bölümle idare etmeyi öğrenecek deli gönül. Bir de ben Sam'e üzüldüm, mala döndü çocukcağız, hak etmedi mi, etti ama dayanamadım. Dean'inde son 3-4 bölümdür yüzünde bi allah kahretsin bakışı, hayattan bezmiş, yorgun hali var. Jensen Ackles'ı ayrıca tebrik ettim, inanılmaz güzel oynamış, Dean'deki o hayalkırıklığını, üzüntüyü iyi vermiş. Ah bir Michael'ın kılıcı olmadığı kaldıydı yavrucağın, ne adammışın be. Neyse bu gidişle ben blogta daha çok supernatural yazısı yazarım, spoiler veririm. Çok seviyorum lost başlayana kadar da favorim olarak kalacak.
Bence ben Üds'den çok kötü bir puan alacağım. Hiç çalışasım da yok, ezbeleyemiyorum kelimeleri, test çözmek de istemiyorum. Kursta da uyuyorum zaten. Bıktım.
Zuhal Topal'la izdivaç izliyorum, annem sağolsun. Kadını seviyorum öbür kadından daha iyi olduğu kesin de programın formatında bi değişiklik yapmaları lazım, daha çok entrika falan olsun, aldatmalar, koca adaylarını birbirlerinden çalmalar olsun. Kuru kuru yok ev istiyorum, asker olsun, statüsü yüksek olsun, kocası ölmüş dul olsun ama boşanmışı kabul etmem zırvaları reytingler için yeterli değil. Sonra ben izlerken sıkılıyorum şekerim, tüm kadınlar aynı şeyi istiyor, bir de beğenmeyince beğenmediklerini söylemeyip yalanlar uyduruyorlar ama herkes yalan olduğunu biliyor. Yaratıcı yalan bile söyleyemiyorlar. Ayıp.
En sinirlendiğim şeylerden biri, herhangi bir dizinin bir sezonunu aldığımda ya son bölümün ya da son 3-4 bölümün eksik çıkması. O kadar sinirleniyorum ki yani o cdyi ortadan ikiye kırıp kafasına isabet edebilecek insanları düşünmeden pencerden dışarı fırlatasım geliyor. Yapmayın bunu, ayıp, yazık bana.
7 Eylül 2009
Belki de yanlış bir leyla.
Belki de hiçbir şey yazmamalıyım şu saatte, sadece supernatural izleyip susmalıyım. ve evet castiel'in hastasıyım. Mavi gözlü erkekleri hep bi ayrı tutuyorum, zayıf yanımdır, dayanamam. ay yazmadan duramıyorum, şu saatte aklıma hep garip şeyler geliyor, sonra gülesim geliyor blog, vallahi. Bence insanlar kendilerini iyi hissederken the smiths dinlememeli ama travis dinleyebilirler.
Geçenlerde Itunes kendi kendine tüm şarkıları sildi, sonra ben yendien ekledim ama bu sefer ipoda atmak için yeni playlistler oluşturmam gerekiyor, çok üşeniyorum, ipoduma yeni şarkı atamıyorum. Hotmail gelen kutumda an itibariyle 1954 okunmamış mail var silmiyorum, üşeniyorum üşendikçe sayı artıyor.
Bugün kendime beyaz ve morumsu far aldım, oje de aldım. ben artık kocaman kadın oluyorum bir de topuklu ayakkabı alırsam kimse beni tutamaz :)
Öylesine bi şarkı açıyım diyorum, Radiohead'den street spirit çıkıyor, şimdi ben daha ne yapabilirim, benim yolum bu valla arkadaşım. Ayrıca bişey diyim mi bence insanlar çok garip, ikili ilişkilerde bilmek gereken çok fazla ayrıntı var, karşıdaki insan bi haraket yaptığında bunun en az 5 tane anlamı olabilir ve biz içinden hangisi olduğunu bulmak zorundayız. Ben buna sinirleniyorum, anlayamıyorum çünkü.
Bence doğumgünleri önemlidir, burçlar da önemlidir. Bir insan benim doğumgünümü hatırladığında mutlu oluyorum, ben başkalarının doğumgünlerini hatırladığımda kendim de mutlu oluyorum. Eskiden olsa yok ya çok da önemli değil derdim ama aslında önemli.
Led Zeppelin'in bateristi John Bonham nasıl bateri çalıyorsa ben de o şekilde yaşamak istiyorum, böyle tutkuyla, davula vururken elleri kanasa bile dakikalarca buna devam edebiliyor oluşu acayip bir şey, insan bir şeyi böyle sevebilmeli, hastalıklı gelebilir belki ama bence süper.
Ben o kadar çok dizi izliyorum ki sezon başldığında her hafta indirmem gereken 7 dizi olacak. neyse ki kota sınırsız da problem olmuyor. Bu kadar diziyi izleyip hepsini nasıl hatırlıycam her hafta merak ediyorum.
Bazen susmam gerekirken konuşuyor, konuşmam gerekirken susuyorum. Kendimeden en çok bu anlarda nefret ediyorum.
Geçenlerde Itunes kendi kendine tüm şarkıları sildi, sonra ben yendien ekledim ama bu sefer ipoda atmak için yeni playlistler oluşturmam gerekiyor, çok üşeniyorum, ipoduma yeni şarkı atamıyorum. Hotmail gelen kutumda an itibariyle 1954 okunmamış mail var silmiyorum, üşeniyorum üşendikçe sayı artıyor.
Bugün kendime beyaz ve morumsu far aldım, oje de aldım. ben artık kocaman kadın oluyorum bir de topuklu ayakkabı alırsam kimse beni tutamaz :)
Öylesine bi şarkı açıyım diyorum, Radiohead'den street spirit çıkıyor, şimdi ben daha ne yapabilirim, benim yolum bu valla arkadaşım. Ayrıca bişey diyim mi bence insanlar çok garip, ikili ilişkilerde bilmek gereken çok fazla ayrıntı var, karşıdaki insan bi haraket yaptığında bunun en az 5 tane anlamı olabilir ve biz içinden hangisi olduğunu bulmak zorundayız. Ben buna sinirleniyorum, anlayamıyorum çünkü.
Bence doğumgünleri önemlidir, burçlar da önemlidir. Bir insan benim doğumgünümü hatırladığında mutlu oluyorum, ben başkalarının doğumgünlerini hatırladığımda kendim de mutlu oluyorum. Eskiden olsa yok ya çok da önemli değil derdim ama aslında önemli.
Led Zeppelin'in bateristi John Bonham nasıl bateri çalıyorsa ben de o şekilde yaşamak istiyorum, böyle tutkuyla, davula vururken elleri kanasa bile dakikalarca buna devam edebiliyor oluşu acayip bir şey, insan bir şeyi böyle sevebilmeli, hastalıklı gelebilir belki ama bence süper.
Ben o kadar çok dizi izliyorum ki sezon başldığında her hafta indirmem gereken 7 dizi olacak. neyse ki kota sınırsız da problem olmuyor. Bu kadar diziyi izleyip hepsini nasıl hatırlıycam her hafta merak ediyorum.
Bazen susmam gerekirken konuşuyor, konuşmam gerekirken susuyorum. Kendimeden en çok bu anlarda nefret ediyorum.
27 Mayıs 2009
The Beatles Günü-Mutlu Olmak İçin
Bugünü kendime The Beatles günü ilan ettim. Yollarda orda burada sadece the beatles dinleyesim var mutlu mutlu. Ne zamandır içimde bir beatles aşkı zaten, geçmek bilmiyor. Fon müziği olsun hayatımın istiyorum özellikle bugün, diğer günler de olabilir. En zor sınavlarımdan biri bugün, internetten spss for dummies diye bir pdf indirdim, tam bana göreymiş bir dummie olarak ben bu güzel kitapçıkla mutlu oldum, hala bilmediğim çok şey var ama problem yok çünkü bugün The Beatles günü hiçbir şeyi beni rahatsız edemez.25 Mayıs 2009
Günler geçer gider, hayat bazen yavaşlar bazen de yavaşlamaz.
Sevgili blog, bugün seni günlük olarak kullanasım var. Bu sabah daha erken kalkmam gerekirken 2 günde toplam 16 saat otobüs yolculuğu yapmanın verdiği yorgunlukla uyanamadım. Biraz zaman geçince yataktan sürünerek çıktım, ders çalıştım kafam çalışıyordu ilginç bir şekilde okuduğumu anlayabildim. Sonra okula gittim sınava girdim beklediğimde iyi geçti, sevindim. ÜDS kursuna kaydoldum, orda bize "babacım" diye hitap eden dersane müdürüyle tanıştım, sevdim kendisini kursa başlayıp beğenmezsek 2 hafta içinde hiç para ödemeden kursu bırakabileceğimizi söyledi, sevindim. Ha bundan önce yaz okulunda ders alacağımız hocanın odasına uğradık, bizim bölümde yaz okulu açılmıyor ama not yükseltmek için başka bölümlerden ders alabiliyoruz. Neyse işte gittik bu adamın kapısına "ben psikoloji öğrencilerine artık ders vermiycem, çok ukala oluyorlar, bana ders vermeye kalkıyorlar" dedi. Biz de "aman hocam olur mu öyle şey biz hiç ukalalalık yapmayız o kimse artık onun terbiyesizliğiymiş, biz alalım" dedik. Tamam dedi siz alın, sonra da akyaryumdaki kurbağa yavrularını gösterdi böyle balık gibi kuyruklu iğrenç bişey. O arada yemek yedik ama çok da önemli değil o kısmı atlayabilirim. Asıl önemli yemek olayı daha sonra gerçekleşti çünkü mcroyal ile birlikte çilekli milkshake aldım ikisini birlikte yedim, içtim. bu kadar alakasız görünen iki şey,n bu kadar uyumlu olabileceğine inannmazsınız, pek süper oldu tavsiye ederim. Sonra üzerine bir külah da dondurma yedim. Son 20 günde nasıl 4 kilo aldığımı son 2 cümleden anlamak hiç de zor değil, neyse ben kilo almaktan dolayı mutluyum 4 kilo daha almak istiyorum valla, yiyorum işte çatlıycam yakında galiba ama neyse artık.
Yolda gelirken Juanes dinledim, nezaman juanes dinlesem şu ispanyolca ne güzel dil diye düşünüyorum İspanyolca öğrenesim kabarıyor, başka bir bahara artık önümüzdeki zaman dilimlerinde sürekli ingilizce çalışmam gerekecek ve bissürü sınava vesaireye gireyim derken ispanyolca askıda kalacak. İspanyolca demişken şu izlenimimi de paylaşayım, İzmir Madrid'e benziyormuş, çok benzer yönleri var 2 günde izmir'i pek gezemedim ama gördüğüm yerlerde çok benzeyen birkaç şey vardı. Zaten daha önce de izmiri sevmiştim ama şimdi daha bi sevdim bir de çok sıcak olmasa mutlu bir şekilde İzmir'e göçebilirim. Eğer yüksek lisans yapmaya koşullar el verirse ve Ege Üniversitesi klinik psikoloji programında bana bir yer açarsa pılımı pırtımı toplayıp izmir yollarına düşerim, Ankarayı özlerim ama olsun.
Böyle işte birgün daha bitti, yarın gene sınav var, öbür gün de sınav var cuma da var sonra özgürlük, deniz, sahilde içilen çaylar, çok yıldızlı, bol yakamozlu geceler. Ah bi gelse, şu sıkışıklıkta roland garros'a bile bakamadım hiç ühühüü (yalancıktan ağlama sesi)
Yolda gelirken Juanes dinledim, nezaman juanes dinlesem şu ispanyolca ne güzel dil diye düşünüyorum İspanyolca öğrenesim kabarıyor, başka bir bahara artık önümüzdeki zaman dilimlerinde sürekli ingilizce çalışmam gerekecek ve bissürü sınava vesaireye gireyim derken ispanyolca askıda kalacak. İspanyolca demişken şu izlenimimi de paylaşayım, İzmir Madrid'e benziyormuş, çok benzer yönleri var 2 günde izmir'i pek gezemedim ama gördüğüm yerlerde çok benzeyen birkaç şey vardı. Zaten daha önce de izmiri sevmiştim ama şimdi daha bi sevdim bir de çok sıcak olmasa mutlu bir şekilde İzmir'e göçebilirim. Eğer yüksek lisans yapmaya koşullar el verirse ve Ege Üniversitesi klinik psikoloji programında bana bir yer açarsa pılımı pırtımı toplayıp izmir yollarına düşerim, Ankarayı özlerim ama olsun.
Böyle işte birgün daha bitti, yarın gene sınav var, öbür gün de sınav var cuma da var sonra özgürlük, deniz, sahilde içilen çaylar, çok yıldızlı, bol yakamozlu geceler. Ah bi gelse, şu sıkışıklıkta roland garros'a bile bakamadım hiç ühühüü (yalancıktan ağlama sesi)
Etiketler:
aklıma geldi yazdım,
gündelik hayat problemleri
11 Nisan 2009
Bahtsız Bedevi Sen Çölde Napıyorsun?
Ben bazen görünmez olabiliyorum, evet bildiğin görünmez. Şöyle bir şey var ki bazı durumlarda insanlar benim varlığımı fark edemiyorlar ve çeşitli vücut parçalarıyla (kafa- dirsek- el) bana çarpıp bünyemde fiziksel hasarlara neden oluyorlar. Bir de self servis olan restaurantlarda(burger king, mcdonalds vb) sipariş vermek için sıra bana geldiğinde beni hiç görmeyip, sanki orada hiç yokmuşum gibi arkamdaki insandan sipariş alan çok değerli insanlar var. Başıma gelen 4 tane dramatik olayı anlatmak istiyorum.
1-Daha dün arkadaşım,tam dibinde durduğumu fark etmeyerek, hızlı bir dönüşle bana kafa attı, tam kaşımla gözümün kesiştiği yere doğru, tak diye bir ses geldi, sonra hissettiğim şey yüzümün sol tarafına hızla yayılan bir acıydı. Bu olayı gören insanlar kısa süreli bir şok geçirip, gülme krizlerini atlattıktan sonra bölümdeki deneysel lab.a gidip buz istedik. Hocalar önce bizim kavga ettiğimizi sandı, sonra benim yüzümdeki mahsun bakışlardan kavga olmadığını anladılar. Olayın nasıl olduğunu sorduktan sonra bir tanesi kendi kendine gülmeye başladı ve "çok özür dilerim arkadaşlar ama çok komik ya hahahaha" şeklinde gülmeye devam etti. Halbuki o nerden bilsindi benim şu kısa hayatım böyle olaylarla doluydu, kınamadım kendisini, komikti zira. Ben de ilk defa görsem böyle bir şeyi gülerdim kahkahalarla ama dedim ya bu benim için bir hayat tarzıydı. Sonrasında koca bir buz torbasıyla kampüsün içinde dolaşmaya başladım, garip bakışlara aldırmadım. Gözüm morarmadı ve kocaman şişmedi neyseki, üfak bir şişle atlattım.
2-Travis konserinde İrlandalı çocuk bana en sağlamından bir dirsek attı. Tam elmacık kemiğimin olduğu yere. Hem de turn çalıyordu, o yüzden çok sallamadım şarkıyı söylemeye devam ettim. Şarkı bittiğinde olayın ciddiyetini anladım, yüzüm kızarmıştı ve acıyordu, soğuk votka bardağı koyarak geçmesini bekledim. İrlandalı çocuk hiç özür dilemedi çünkü bana dirsek attığını bile fark etmedi.
3- Dolmuşta çocuğun biri bana kafasıyla çarptı, sert bir şekilde.Üstelik beni görmeme ihtimali yoktu, çünkü zaten dolmuş dediğimiz şey küçücük bir şeydi, neyseki sonradan beni fark ederek özür diledi ama benim kafam tüm gün sızladı. Koca kafalı olabilirim ama darbelere dayanmıyorum.
4-Burger King'te uzun süre sipariş vermek için bekleyip sıra bana geldiğinde, kasadaki kızın suratına bakıp, gülümseyip merhaba dediğim halde, arkamdaki adama "hoş geldiniz siparişinizi alıyım" diyerek beni dumurlara sürüklemesi akabinde diğer çalışanalaın beni görmemeye devam etmesi ve benim elimi kaldırıp insanlar beni görsün de siparişimi alsın serzenişim görülmeye değerdi. Görseniz, "yazık lan şunun haline bak" derdiniz, ben kendime dedim. Sonra da "başlarım böyle işten, ne yavan insanla çalışıyor bu burger kingte" diye isyan ederek suçu kendi görünmezliğime değil de diğer insanların görmemezliğine bağladım :)
5- Bonus, bonus: En güzelini en sona sakladım, buraya kadar okuduysanız zaten olayı biraz anlamışsınızdır, belki de diğer insanlaı suçlamışssınızdır yani sorun onlardadır belki diye içinziden geçirmişsinizdir. Ancak bu madde sayesinde durumun bu şekilde olmadığı anlaşılacak. Yürümekte olan insanı görüp açılan otomatik kapılar var ya hani, o kapılardan bi tanesini beni görmedi ve açılmadı ben de hızlı olduğum için kapının camına çarptım , evet kafamı kapıya çarptım, çünkü beni görmedi ve açılmadı. Çevredeki az sayıda insan için eğlenceli bir andı, komikti evet zira ben de böyle bir olay görsem gülerdim. İşte dedim ya bir değil iki değil bir hayat tarzı haline gelince komik gelmemeye başlıyor, Neden ya, neden neden diye sorası geliyor insanın. Soruyorum da bazen ama cevabı yok pek tabi ki.
ahaha bu yazıyı yazdığım günün ertesi yaratıcı drama kursunda boynuma bi dirsek yedim, yere yapıştım sonrasında, hala acıyor. Kadere inanmıyorum ama bu benim kaderim galiba :):)
1-Daha dün arkadaşım,tam dibinde durduğumu fark etmeyerek, hızlı bir dönüşle bana kafa attı, tam kaşımla gözümün kesiştiği yere doğru, tak diye bir ses geldi, sonra hissettiğim şey yüzümün sol tarafına hızla yayılan bir acıydı. Bu olayı gören insanlar kısa süreli bir şok geçirip, gülme krizlerini atlattıktan sonra bölümdeki deneysel lab.a gidip buz istedik. Hocalar önce bizim kavga ettiğimizi sandı, sonra benim yüzümdeki mahsun bakışlardan kavga olmadığını anladılar. Olayın nasıl olduğunu sorduktan sonra bir tanesi kendi kendine gülmeye başladı ve "çok özür dilerim arkadaşlar ama çok komik ya hahahaha" şeklinde gülmeye devam etti. Halbuki o nerden bilsindi benim şu kısa hayatım böyle olaylarla doluydu, kınamadım kendisini, komikti zira. Ben de ilk defa görsem böyle bir şeyi gülerdim kahkahalarla ama dedim ya bu benim için bir hayat tarzıydı. Sonrasında koca bir buz torbasıyla kampüsün içinde dolaşmaya başladım, garip bakışlara aldırmadım. Gözüm morarmadı ve kocaman şişmedi neyseki, üfak bir şişle atlattım.
2-Travis konserinde İrlandalı çocuk bana en sağlamından bir dirsek attı. Tam elmacık kemiğimin olduğu yere. Hem de turn çalıyordu, o yüzden çok sallamadım şarkıyı söylemeye devam ettim. Şarkı bittiğinde olayın ciddiyetini anladım, yüzüm kızarmıştı ve acıyordu, soğuk votka bardağı koyarak geçmesini bekledim. İrlandalı çocuk hiç özür dilemedi çünkü bana dirsek attığını bile fark etmedi.
3- Dolmuşta çocuğun biri bana kafasıyla çarptı, sert bir şekilde.Üstelik beni görmeme ihtimali yoktu, çünkü zaten dolmuş dediğimiz şey küçücük bir şeydi, neyseki sonradan beni fark ederek özür diledi ama benim kafam tüm gün sızladı. Koca kafalı olabilirim ama darbelere dayanmıyorum.
4-Burger King'te uzun süre sipariş vermek için bekleyip sıra bana geldiğinde, kasadaki kızın suratına bakıp, gülümseyip merhaba dediğim halde, arkamdaki adama "hoş geldiniz siparişinizi alıyım" diyerek beni dumurlara sürüklemesi akabinde diğer çalışanalaın beni görmemeye devam etmesi ve benim elimi kaldırıp insanlar beni görsün de siparişimi alsın serzenişim görülmeye değerdi. Görseniz, "yazık lan şunun haline bak" derdiniz, ben kendime dedim. Sonra da "başlarım böyle işten, ne yavan insanla çalışıyor bu burger kingte" diye isyan ederek suçu kendi görünmezliğime değil de diğer insanların görmemezliğine bağladım :)
5- Bonus, bonus: En güzelini en sona sakladım, buraya kadar okuduysanız zaten olayı biraz anlamışsınızdır, belki de diğer insanlaı suçlamışssınızdır yani sorun onlardadır belki diye içinziden geçirmişsinizdir. Ancak bu madde sayesinde durumun bu şekilde olmadığı anlaşılacak. Yürümekte olan insanı görüp açılan otomatik kapılar var ya hani, o kapılardan bi tanesini beni görmedi ve açılmadı ben de hızlı olduğum için kapının camına çarptım , evet kafamı kapıya çarptım, çünkü beni görmedi ve açılmadı. Çevredeki az sayıda insan için eğlenceli bir andı, komikti evet zira ben de böyle bir olay görsem gülerdim. İşte dedim ya bir değil iki değil bir hayat tarzı haline gelince komik gelmemeye başlıyor, Neden ya, neden neden diye sorası geliyor insanın. Soruyorum da bazen ama cevabı yok pek tabi ki.
ahaha bu yazıyı yazdığım günün ertesi yaratıcı drama kursunda boynuma bi dirsek yedim, yere yapıştım sonrasında, hala acıyor. Kadere inanmıyorum ama bu benim kaderim galiba :):)
9 Ekim 2008
Midye Günü
Ben bugün hayatımda ilk defa midye dolma ve midye tava yedim. Aslında yedim demek yanlış olabilir, yoğun istekler üzerine tadına bakmak zorunda kaldım ve bir kez daha insanların bu midye denen şeyi niye böylesine çok sevdiklerini anlayamadım. "Ben yemem o garip şeyi,neyini seviyorsunuz ki siz" dediğimde "sen tadını bilmiyorsun o yüzden anlamazsın bizim neden sevdiğimizi" diyen arkadaşlarıma kapak mahiyetinde bir deneyim oldu benim için. Yaprak sarmasının içindeki güzel malzemeleri çıkarıp (kuş üzümü,gerekli baharatlar, adını bilmediğim fıstık gibi şey vb...) bolca karabiber koymuşsun gibi bir pirinç lapası ve üzerinde de sanki sucuk pişirmişsin de tavanın üzerinde donuk yağlar kalmış gibi duran, midyenin hayvanı olduğunu öğrendiğim garip şey bir araya gelmiş, anlamsız yavan bir yiyecek ortaya çıkmış. Bir esprisi yoktur hala gözümde, yok içkinin üzerine güzel gidiyormuş, yok sokakta gecenin bir yarısı yemek zevkli oluyormuş gibi bahanelere kanmam artık. İlla ki içkinin üzerine bir şey yiyeceksem ve bu yediğim şey iğrençgiller familyasından olacaksa kokoreç yemeyi tercih ederim, en azından baharatlı et tadı geliyor insanın ağzına ya da işkembe çorbası içerim sıcak sıcak bir anlamı olur. Midye tava da aynı yavanlıkta garip kokulu bir şey, benim için olmasa da olur diyorum ve insanların neden bu kadar sevdiklerini anlamamaya devam ediyorum.
Etiketler:
aklıma geldi yazdım,
amaçsız,
gündelik hayat problemleri
24 Eylül 2008
--------------- ******* ---------------
Her biri birer kaya ağırlığında olan güzide ders kitaplarımla resmen aşk yaşıyorum.Bu kadar ağır ve kilosuyla doğru orantılı fiyatlara sahip ders kitaplarını böyle sevip, sahipleneceğimi hiç düşünmezdim ama hayat bu işte süprizlerle dolu hatta daha klişe olmak gerekirse (neden gereksin) her şey mümkün. Bu yıl tam bir inek olma yolunda hızlı adımlarla ilerliyorum,halimden de memnunum. Bilim aşkıyla yanıp tutuşan bir insan kıvamına geldim sonunda, daha ilk günden kişilik ve anormal psikolojisi kitaplarımın ilgili bölümlerini okudum, durduramıyorum kendimi birazdan ilgisiz bölümlerini de okuyacağım. Hatta utanmadan geçen yılın kitaplarında araştırma konumuzla ilgili tarama bile yapacağım. Gözlüğüm başımı ağırtmasın da rahat rahat okuyabileyim istiyorum,öyle yavan isteklerim var şu an için.
Bugün alışverişe gittim, üstüme başıma bir şeyler alayım diye, ama hiçbir şey bulamadım. Ya tüm giyim markaları zevksizleşti ya da ben. Hiç mi bir şey beğenemez insan, mağazalarda kızlar ellerinde bir sürü şey heyecanlı heyecanlı alışveriş yapıyorlar, deniyorlar, alıyorlar, bense sadece bakıyorum ve tiksiniyorum. Sanırım paramı bu çaputlara vericeğime 2 dvd 2 kitap alırım en azından bir işe yarar düşüncesiyle gezince mağazalarda, bir şey beğenemiyor insan. Ancak gerçekten başka bir isyanım daha var ki iki gıdımlık bez parçaları bile ne kadar pahalı olmuş arkadaş, kazaklara filan zaten yaklaşılmıyor. 2 kazak 2 gömlek alsa insan ayın yarısı aç oturmak zorunda kalabilir. Ya da ben harbiden parama kıyamıyorum, anlamadım gitti. Şimdilik eskilerle idare edeceğim gibi duruyor, ilerleyen günlerde yeni bir şeyler almayı tekrardan deniyebilirim.
How I Met Your Mother süper döndü, 3 kere izledim ama doymadım, artık 2. bölüm gelene kadar izlenme sayısı 10a falan çıkar:) Bu yıl da Emmylerde Neil Patrick Harris'e ödül vermedikleri için sinirliyim, hem de çok sinirliyim, zaten Hugh Laurie'ye de ödül vermediler ayıp bir şey yani artık.
Bugün alışverişe gittim, üstüme başıma bir şeyler alayım diye, ama hiçbir şey bulamadım. Ya tüm giyim markaları zevksizleşti ya da ben. Hiç mi bir şey beğenemez insan, mağazalarda kızlar ellerinde bir sürü şey heyecanlı heyecanlı alışveriş yapıyorlar, deniyorlar, alıyorlar, bense sadece bakıyorum ve tiksiniyorum. Sanırım paramı bu çaputlara vericeğime 2 dvd 2 kitap alırım en azından bir işe yarar düşüncesiyle gezince mağazalarda, bir şey beğenemiyor insan. Ancak gerçekten başka bir isyanım daha var ki iki gıdımlık bez parçaları bile ne kadar pahalı olmuş arkadaş, kazaklara filan zaten yaklaşılmıyor. 2 kazak 2 gömlek alsa insan ayın yarısı aç oturmak zorunda kalabilir. Ya da ben harbiden parama kıyamıyorum, anlamadım gitti. Şimdilik eskilerle idare edeceğim gibi duruyor, ilerleyen günlerde yeni bir şeyler almayı tekrardan deniyebilirim.
How I Met Your Mother süper döndü, 3 kere izledim ama doymadım, artık 2. bölüm gelene kadar izlenme sayısı 10a falan çıkar:) Bu yıl da Emmylerde Neil Patrick Harris'e ödül vermedikleri için sinirliyim, hem de çok sinirliyim, zaten Hugh Laurie'ye de ödül vermediler ayıp bir şey yani artık.
13 Eylül 2008
I Want To Change The World Instead I Sleep*
Sırf hava güzel olduğu için kendini iyi hisseden insanlar var. Ben anlamıyorum bunu, nasıl oluyor, ne gibi bir mekanizmadır ki bu güneşli gün görünce "evet ben iyiyim" diyor insanlar. O gün televizyonda sunucu konuğu olan kişiye nasılsınız diye sordu, kadın da "hava güzel bugün,iyiyim" diye cevap verdi. Şimdi nasılsınız sorusuna verilecek cevabın içinde havanın güzelliğinin ne işi/önemi var? Benim için bir önemi yok şahsen, kendimi kötü hissettiğim zaman güneşli havadan da, soğuk havadan da nefret ederim. Ayrıca nasılsınız diye sorduklarında, havanın şeklinden şemalinden bahsetmem ve çok daha önemlisi cevabı "iyiyim, kötüyüm, bilmiyorum" olabilecek bir soruya "Teşekkür Ederim" şeklinde cevap da vermem. Şu hayatta en gıcık olduğum ve nedenini bir türlü anlayamadığım gizemlerden birisi de insanların "nasılsınız" sorusuna sadece "teşekkür ederim" diyerek cevap vermeleridir. Hani "iyiyim, teşekkür ederim" deseler anlayacağım, ama yok illa ki kibarlıktan ölecek ve soruya o soruyla ilgisi olmayan bir cevap vereceklerdir. Ben istemiyorum böyle insanları, ne sorduysam ona cevap versinler. Havanın güzelliğinden banane ben senin nasıl olduğunu soruyorum, ya da iyi mi kötü mü olduğunu söylemeden ne diye bana teşekkür ediyorsun, anlamıyorum ki ben, İletişim basit olmalı, her şeyi karmaşıklaştırmaya gerek yok. Herkesin karşısıdnakine kibarlık saçmalıkları olmadan, düşündüğünü söylediği bir dünya hayal ediyorum, evet benim ideal dünyam böyle olurdu, ah hayalperest ben, dünyamızın çok daha önemli sorunları var değil mi, bu saatte taktığım şeye bak? Bir de bugün emniyetin duvarında yazan "herkesin polisi kendi vicdanıdır" yazısına çok pis taktım, acayip bir analizim bile var bununla ilgili ama yapmayacağım, sadece kendim sinir oluyorum. Dünya dönemeye devam ediyor, ve değişim lanetlenmiş olmalı ki kimse buna yanaşmıyor, ya da ben dengemi kaybettim bir kez daha,yine, yeniden...
Ingrid Michaelson- Keep Breathing
Ingrid Michaelson- Keep Breathing
Etiketler:
aklıma geldi yazdım,
amaçsız,
gündelik hayat problemleri
12 Ağustos 2008
Heaven Knows I'm Miserable Now*
- Youtube neydi, nasıl bir şeydi hatırlayamıyorum artık.
-Korsan cdci sevgili kardeşlerim, evet iyisiniz hoşsunuz ama dizinin 24 bölümünü koyup da final bölümü olan 25. bölümü neden cdnin içine koymazsınız, ayıp yani günah bile olabilir bu yaptığınız. Ya bulamasaydım o 25. bölümü, tek bölüm için bi daha mı para verip cd alacaktım, amacınız bu muydu yoksa, üçkağıtçılar :)
-How I Met Your Mother'ın 4. sezonu 22 eylülde başlayacakmış. Benim okulum da o gün açılacakmış,Az kalmış sayılırmış.
-Otostopçunun Galaksi Rehberi'ni okuyorum. Douglas Adams'ın alaycılığına ve espri anlayışına hayran kaldım. Çok ilginç bir kitap, aslında 5 kitaplık bir serinin ilk kitabı. Bunu bitirir bitirmez seride hızlıca ilerleyeceğim. Okunacak diğer kitapları bu serinin sonrasına bıraktım.
-Bugün yeni aldığım ayakkabıyı giyerek dışarı çıktım. Doktora gittim. Sonra o ayakkabı ayağımı vurdu, herzaman olan şey bana; yeni aldığım her ayakkabı ilk seferde ayağımı parçalar. Yine de ben bu kadar kötü olacağını düşünmemiştim. O ayakkabılarla önce Cinnah yokulunu çıktım, Sonra o yokuşu tekrar indim Kuğulu Park'a kadar yürüdüm, sonra Kuğulu Parktan Kızılaya yürüdüm ve otobüs durağına ulaştım. Bu sıralarda ayaklarım çok fena alarm veriyolardı ama yapacak bir şeyim yoktu. Otobüsten inince artık bu ayakkabılarla yürümenin imkansız olduğunu fark edip ayakkabılarımı çıkardım ve kalan yolu çoraplarımla yürüdüm. Öyle muhteşem bir rahatlamaydı ki tarif etmem çok zor. İnsanın çok sıkıştığı anda tuvalet bulup çişini yapmasından bile daha rahatlatıcıydı. Görenler garip garip baktılar gerçi ama olsun, sorun değil, o sırada ayaklarımın verdiği partiye katılmakla meşguldüm, kimseyi umursayamadım. Yeni ayakkabı sakat iş. Hem rahatsız edici düzeyde temiz oluyorlar hem de yürümeyi imkansız kılıyorlar.
-Korsan cdci sevgili kardeşlerim, evet iyisiniz hoşsunuz ama dizinin 24 bölümünü koyup da final bölümü olan 25. bölümü neden cdnin içine koymazsınız, ayıp yani günah bile olabilir bu yaptığınız. Ya bulamasaydım o 25. bölümü, tek bölüm için bi daha mı para verip cd alacaktım, amacınız bu muydu yoksa, üçkağıtçılar :)
-How I Met Your Mother'ın 4. sezonu 22 eylülde başlayacakmış. Benim okulum da o gün açılacakmış,Az kalmış sayılırmış.
-Otostopçunun Galaksi Rehberi'ni okuyorum. Douglas Adams'ın alaycılığına ve espri anlayışına hayran kaldım. Çok ilginç bir kitap, aslında 5 kitaplık bir serinin ilk kitabı. Bunu bitirir bitirmez seride hızlıca ilerleyeceğim. Okunacak diğer kitapları bu serinin sonrasına bıraktım.
-Bugün yeni aldığım ayakkabıyı giyerek dışarı çıktım. Doktora gittim. Sonra o ayakkabı ayağımı vurdu, herzaman olan şey bana; yeni aldığım her ayakkabı ilk seferde ayağımı parçalar. Yine de ben bu kadar kötü olacağını düşünmemiştim. O ayakkabılarla önce Cinnah yokulunu çıktım, Sonra o yokuşu tekrar indim Kuğulu Park'a kadar yürüdüm, sonra Kuğulu Parktan Kızılaya yürüdüm ve otobüs durağına ulaştım. Bu sıralarda ayaklarım çok fena alarm veriyolardı ama yapacak bir şeyim yoktu. Otobüsten inince artık bu ayakkabılarla yürümenin imkansız olduğunu fark edip ayakkabılarımı çıkardım ve kalan yolu çoraplarımla yürüdüm. Öyle muhteşem bir rahatlamaydı ki tarif etmem çok zor. İnsanın çok sıkıştığı anda tuvalet bulup çişini yapmasından bile daha rahatlatıcıydı. Görenler garip garip baktılar gerçi ama olsun, sorun değil, o sırada ayaklarımın verdiği partiye katılmakla meşguldüm, kimseyi umursayamadım. Yeni ayakkabı sakat iş. Hem rahatsız edici düzeyde temiz oluyorlar hem de yürümeyi imkansız kılıyorlar.
-Forgetting Sarah Marshall hiç komik değilmiş, hayallerim yıkıldı :(
-Umbrellas adlı grubun The City Light adlı şarkısı pek güzel.
*Why do I give valuable time to people who don't care if I live or die ?
Etiketler:
aklıma geldi yazdım,
gündelik hayat problemleri
26 Haziran 2008
Lambaya Püf De*
Canım çok sıkıldığı ve yazacak da bir şey bulamadığım için googledan çok güzel aramalarla bloguma gelen insanlara bir saygı niteliğinde aradıklarını bulsunlar boşuna bakmış olmasınlar diye birkaç cevap hazırladım, maksat insanlığa hizmet. Ayrıca benim neyim eksik, her blogta var böyle şeyler ben de yaparım, ben de yazarım :)
euro 2008 en yakışıklı oyuncu?
Evet bu soruya cevap vereceğimi söyleyip, cevap vermedim. Biliyorum çok iğrenç bir insanım şimdiye kadar açıklamam gerekiyordu Euro 2008'in en yakışıklı oyuncusunu, yine de geç olsun güç olmasın diyorum ve açıklıyorum: -aslında tek bir isim vermek istemiyorum ama en diye sorulan bir soruya birden fazla cevap vermek yanlış olabilir- evet açıklıyorum, geliyor, çok az kaldı veee: Iker Casillas, kendisi uzun zamandır Real Madrid'in kalecisi ben de 2000 yılından beri kendisini izler ve beğenirim bu turnuva da çok iyi işler yaptı, ve de yakışıklı bir insan, hani göz var nizam var, ben turnuvanın en yakışıklı oyuncusu ünvanına kendisine verdim, gitti. hayırlı olsun. Türk Milli takımının en yakışıklı oyuncusunu da Hamit Altıntop olarak değiştirmek istiyorum huzurlarınızda.
kızlarla futbol muhabbeti
Şimdi kızlarla futbol muhabbeti eğlencelidir, güzeldir ve erkeklerle futbol muhabbetinden pek de bir farkı yoktur benim gözümde. Ama sanıyorum ki bu kızlarla yapılan futbol muhabbetlerinde kızların kendilerini "komik" durumlara düşürdükleri diyaloglara ulaşmak için yapılmış bir arama. O sebeple üzgünüm burada böyle bir diyalog bulamayacaksınız çünkü benim de öyle uzun uzun futbol muhabbeti yaptığım bir kız yok. Ama şunu söylemek isterim ki kızları futbol üzerinden aşağılamaya çalışmak hiç hoş bir şey değil, herkes futboldan anlamak zorunda olmadığı gibi bazı insanalr futbolu teknik- taktik, kurallar bütününden bağımsız sadece eğlence olsun diye de izleyebilirler, böyle sevebilirler, ya da mesela sadece yakışıklı oyuncları görmek için bile izleyebilirler kime ne? İnsan kendisini nasıl mutlu hissediyorsa öyle. Ha futbolun her şeyinden anlayan, seven, yorumlayan, hatta futbol oynayan kızlar da vardır. O yüzden önyargılardan kurtulup kadınların güya eksik olan futbol yönleriyle dalga geçmemek lazımdır.
gerçeğin düşe düşün gerçeğe dönüşmesi
Olabilir böyle şeyler bazen, neden olmasın. Hayat süprizlerle dolu, ama yine de düşün gerçeği dönüşmesi kısmında şüphelerim var, ancak her şey mümkün, mucizler zaman alır demiş ünlü düşünür Fatih Terim, sen düşlemeye devam et, hep düşle hayal et, zaman alır belki ama sonunda bir bakmışsın şapkadan çıkar tavşan. Gerçeğin düşe dönüşmesi ise bizim "garip şeyler oluyor anlayamıyorum, aman tanrım bana neler oluyor" şeklinde ifade ettiğimiz bir durumdur. Çok sık yaşanmadığı sürece bir zararı yoktur, gelir geçer.
street dans film fragman?
Ben böyle bir film hiç duymadım valla bilemiyciğim, ama youtube olsaydı ordan ulaşabilirdiniz,o da yok şansına küs artık.
çok sıkıldım ne yapayım?
İşte bu güzel bir soru. Elimden geldiğince cevap vereyim, öncelikle bu soruya "sıkı can iyidir kolay çıkmaz "şeklinde cevap veren insanları hayatından çıkar, böylece bir rahatlama yaşayacaksın. Sonra çık sokaklara, insanları izle, olmadı dizi izle, olmadı film izle. Yine geçmiyorsa sıkıntın, bu bir süreçtir unutma, nasılsa geçecektir, hem can sıkıntısı insanlığın lanetidir, sadece sen değil herkes yaşamaktadır bunu, onları düşün, ama böyle için bir başka sıkılmışsa ve bir türlü geçmiyorsa, koşmaya başla koşarken de içinden geçen her şeyi sesli sesli söyle, iyice yorul, böyle cılkın çıksın eve gel, uyu. Nasılsa uyurken insanın canı sıkılmaz.
ankara simidi nasil olur?
Çok güzel olur hele sıcaksa tadından yenmez, çıtır çıtırdır, mis gibi kokar. Ankara'yı muhteşem yapan küçük ayrıntılardan biridir, her insan hayatı boyunca bir kere Ankara'ya gelip bu simitten yemelidir, böyle bir lezzeti tatmadan yaşamak çok yanlış olabilir. Onun dışında Ankara simidi yuvarlaktır her simit gibi ve susamları vardır rengi de koyu kahverengidir, umarım yeterince bilgi aktarabilmişimdir, çünkü konu Ankara simidi olunca dikkatli olmak lazımdır, yanlış yönlendirmelerden kaçınılmalıdır:)
sevdiğim insanı çok özlüyorum ne yapmalıyım?
Ara, ve onu özlediğini söyle, yani bu kadar basit bunu bile google'a soruyorsunuz ya ben başka bir şey demiyorum, noluyor bu insanlara google olmadan önce nasıl yaşıyorlardı acaba, kime danışıyorlardı.
bugun benım dogum gunum ne yapmalıyım?
Al işte bir tane daha. Ne yaparsan yap, doğum günü de diğer günler gibi bir gündür, normalde ne yapıyorsan onu yap, onun dışında bir de pasta yersin belki eğer seviyorsan, en farklı olarak da mum üflersin, pasta kesmek için bıçak kullanırsın. Başka da bir şey yapılmaz doğum gününde.
insanların hislerini okumak
O kadar kolay bir şey değildir bu, çünkü insanlar çoğu zaman hislerini iyi saklayabilir ve daha farklı şekillerde davranabilirler, ama yine de iyi bir gözlemcinin bir şekilde bu konuda başarılı olacağını düşünüyorum. Özellikle kova burçları bu konuda iyidir :P Zor iştir ama, biraz da empati yeteneği gerektirebilir. Bu konuyla ilgili taktik veremeyeceğim, bunu artık herkes kendi yöntermleriyle anlamaya çalışsın.
* alakasız başlık konusunda rekora koşuyorum, ama şarkılardan başlık yapmak çok eğlenceli, zaten başka da bir şey bulamıyorum başlık olarak,
euro 2008 en yakışıklı oyuncu?
Evet bu soruya cevap vereceğimi söyleyip, cevap vermedim. Biliyorum çok iğrenç bir insanım şimdiye kadar açıklamam gerekiyordu Euro 2008'in en yakışıklı oyuncusunu, yine de geç olsun güç olmasın diyorum ve açıklıyorum: -aslında tek bir isim vermek istemiyorum ama en diye sorulan bir soruya birden fazla cevap vermek yanlış olabilir- evet açıklıyorum, geliyor, çok az kaldı veee: Iker Casillas, kendisi uzun zamandır Real Madrid'in kalecisi ben de 2000 yılından beri kendisini izler ve beğenirim bu turnuva da çok iyi işler yaptı, ve de yakışıklı bir insan, hani göz var nizam var, ben turnuvanın en yakışıklı oyuncusu ünvanına kendisine verdim, gitti. hayırlı olsun. Türk Milli takımının en yakışıklı oyuncusunu da Hamit Altıntop olarak değiştirmek istiyorum huzurlarınızda.
kızlarla futbol muhabbeti
Şimdi kızlarla futbol muhabbeti eğlencelidir, güzeldir ve erkeklerle futbol muhabbetinden pek de bir farkı yoktur benim gözümde. Ama sanıyorum ki bu kızlarla yapılan futbol muhabbetlerinde kızların kendilerini "komik" durumlara düşürdükleri diyaloglara ulaşmak için yapılmış bir arama. O sebeple üzgünüm burada böyle bir diyalog bulamayacaksınız çünkü benim de öyle uzun uzun futbol muhabbeti yaptığım bir kız yok. Ama şunu söylemek isterim ki kızları futbol üzerinden aşağılamaya çalışmak hiç hoş bir şey değil, herkes futboldan anlamak zorunda olmadığı gibi bazı insanalr futbolu teknik- taktik, kurallar bütününden bağımsız sadece eğlence olsun diye de izleyebilirler, böyle sevebilirler, ya da mesela sadece yakışıklı oyuncları görmek için bile izleyebilirler kime ne? İnsan kendisini nasıl mutlu hissediyorsa öyle. Ha futbolun her şeyinden anlayan, seven, yorumlayan, hatta futbol oynayan kızlar da vardır. O yüzden önyargılardan kurtulup kadınların güya eksik olan futbol yönleriyle dalga geçmemek lazımdır.
gerçeğin düşe düşün gerçeğe dönüşmesi
Olabilir böyle şeyler bazen, neden olmasın. Hayat süprizlerle dolu, ama yine de düşün gerçeği dönüşmesi kısmında şüphelerim var, ancak her şey mümkün, mucizler zaman alır demiş ünlü düşünür Fatih Terim, sen düşlemeye devam et, hep düşle hayal et, zaman alır belki ama sonunda bir bakmışsın şapkadan çıkar tavşan. Gerçeğin düşe dönüşmesi ise bizim "garip şeyler oluyor anlayamıyorum, aman tanrım bana neler oluyor" şeklinde ifade ettiğimiz bir durumdur. Çok sık yaşanmadığı sürece bir zararı yoktur, gelir geçer.
street dans film fragman?
Ben böyle bir film hiç duymadım valla bilemiyciğim, ama youtube olsaydı ordan ulaşabilirdiniz,o da yok şansına küs artık.
çok sıkıldım ne yapayım?
İşte bu güzel bir soru. Elimden geldiğince cevap vereyim, öncelikle bu soruya "sıkı can iyidir kolay çıkmaz "şeklinde cevap veren insanları hayatından çıkar, böylece bir rahatlama yaşayacaksın. Sonra çık sokaklara, insanları izle, olmadı dizi izle, olmadı film izle. Yine geçmiyorsa sıkıntın, bu bir süreçtir unutma, nasılsa geçecektir, hem can sıkıntısı insanlığın lanetidir, sadece sen değil herkes yaşamaktadır bunu, onları düşün, ama böyle için bir başka sıkılmışsa ve bir türlü geçmiyorsa, koşmaya başla koşarken de içinden geçen her şeyi sesli sesli söyle, iyice yorul, böyle cılkın çıksın eve gel, uyu. Nasılsa uyurken insanın canı sıkılmaz.
ankara simidi nasil olur?
Çok güzel olur hele sıcaksa tadından yenmez, çıtır çıtırdır, mis gibi kokar. Ankara'yı muhteşem yapan küçük ayrıntılardan biridir, her insan hayatı boyunca bir kere Ankara'ya gelip bu simitten yemelidir, böyle bir lezzeti tatmadan yaşamak çok yanlış olabilir. Onun dışında Ankara simidi yuvarlaktır her simit gibi ve susamları vardır rengi de koyu kahverengidir, umarım yeterince bilgi aktarabilmişimdir, çünkü konu Ankara simidi olunca dikkatli olmak lazımdır, yanlış yönlendirmelerden kaçınılmalıdır:)
sevdiğim insanı çok özlüyorum ne yapmalıyım?
Ara, ve onu özlediğini söyle, yani bu kadar basit bunu bile google'a soruyorsunuz ya ben başka bir şey demiyorum, noluyor bu insanlara google olmadan önce nasıl yaşıyorlardı acaba, kime danışıyorlardı.
bugun benım dogum gunum ne yapmalıyım?
Al işte bir tane daha. Ne yaparsan yap, doğum günü de diğer günler gibi bir gündür, normalde ne yapıyorsan onu yap, onun dışında bir de pasta yersin belki eğer seviyorsan, en farklı olarak da mum üflersin, pasta kesmek için bıçak kullanırsın. Başka da bir şey yapılmaz doğum gününde.
insanların hislerini okumak
O kadar kolay bir şey değildir bu, çünkü insanlar çoğu zaman hislerini iyi saklayabilir ve daha farklı şekillerde davranabilirler, ama yine de iyi bir gözlemcinin bir şekilde bu konuda başarılı olacağını düşünüyorum. Özellikle kova burçları bu konuda iyidir :P Zor iştir ama, biraz da empati yeteneği gerektirebilir. Bu konuyla ilgili taktik veremeyeceğim, bunu artık herkes kendi yöntermleriyle anlamaya çalışsın.
* alakasız başlık konusunda rekora koşuyorum, ama şarkılardan başlık yapmak çok eğlenceli, zaten başka da bir şey bulamıyorum başlık olarak,
18 Mayıs 2008
O soğukta insan beytepe sırtlarında toz duman içinde oturup, kocaman bir kalabalığa yukarıdan bakarken, biraz olsun hayatı sorguluyor. Ben çok yapıyorum bunu zaten, kalabalık ortamlarda sürekli bir şeyleri sorguluyorum, düşünüyorum, sinirleniyorum, bazen de seviyorum. Ama o soğukta ve tozun toprağın içinde pek fazla olumlu düşünmem de beklenemezdi ve ben yine insanlara kızdım. Bu kalabalıklarda benim için birçok şeyi anlamsız kılan o görüntüyle her karşılaşımda insanlar gözümde biraz daha küçülüyor. İki bira kutusunu çöpe atmaktan aciz, tepinip duran salaklar yüzünden bazı insanlar, soğukta ve umursamazlığın arasında yerdeki kutuları, şişeleri, çöpleri dağ tepe tırmanıp düşme ve ezilme tehlikesine rağmen toplamaya çalışırken o gerizekalıların hala bön bön bakıp, adam işini yapsın diye bile 2 santim çekilmediğini ( hadi yardım etmeni geçtim bari çekil ulan adam eziliyor orada senin çöpünü topluycam diye) gördükçe köpürdüm içimden. Siz orada rahat eğlenin diye insanların ne kadar zorluklar çektiğinden bihaber çöplerinizi de yerlere fırlatın çünkü o sizin hakkınız, sadece eğlenecek geri kalan hiçbir şeyi umursamayacaksınız. Nasılsa sizin pisliğinizi toplayacak birileri vardır, nasılsa onlar bu işlerde çalışmak zorundadır, dünyanın düzeni budur değil mi? Evet belki insanların bu işlere ihtiyaçları var, ama o insanlara biraz daha işkence etmek için elinizden ne geliyorsa yapın zaten zor olan hayatları biraz daha zorlaşsın olur mu?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)