ders çalışmam gereken haftalar boyunca hep kitap okudum. bu arada 2 kitap bitirdim birine devam ediyorum, sanırım yüksek lisansın bana en büyük katkısı daha çok roman okumamı sağlaması oldu. en son john fante'nin toza sor'unu okudum, bitti. gerçekten beni çok etkiledi, en sevdiğim kitaplar listeme de ekledim. üzerine uzun uzun yazmak gerek tabi ama şöyle söyleyeyim kısaca; ambivalansı yazmış fante. okuyucu da okurken aynı şeyi hissediyor zaten. sevip nefret etmek arasında gidip geldim bazen aynı anda severken bi yandan nefret ettim. ne hissettiğimi bilemedim ve bariz bir şekilde rahatsız oldum. bir kitap okuyucuyu rahatsız etmeyi başarabiliyorsa bir de kitabı okurken ve bitirdikten sonra sürekli üzerine düşünme isteği yaratıyorsa o zaman ben o kitabı çok seviyorum.
sevgili dost Sinem'in bana "okuduğum hikayedeki Derya senmişsin gibi hissettim" demesi üzerine bugün hemen gidip aldım Suzan Defter'i. öyle hoşuma gitti ki bir hikayedeki karaktere benzetilmek anlatamam. herkesin bir hikayesi vardır elbet ama başka birinin yazdığı hikayedeki insana yakın olmak, ona benzemek çok farklı bir şey. çok sevdim hayali bir karaktere benzetilmeyi. sanırım bu akşam da ona başlar belki bitiririm bile. nasılsa ders çalışmak benim için geçerli bir seçenek değil, kitap okumak daha mantıklı bu durumda.
sonra bugün bir diğer sevgili dost Sinem (hepimiz sinemiz) bana Barış Bıçakçı'nın bende olmayan ve okumadığım tek kitabı Aramızdaki En Kısa Mesafe'yi hediye etti. dünyadaki en mükemmel hediyenin aslında kitap olduğunu ama insanların kendilerine kitap hediye edildiğinde mutlu olmadıklarını, alacak bir şey bulamamış o yüzden kitap almış diye düşündüklerini konuşmuştukk, üzüldük tabi bu duruma. ama bu durum bizim için hiç geçerli değil tabii, ikimiz de bize kitap hediye edildiğinde aşırı derecede mutlu olan insanlarız. aşırı derecede mutlu oldum tabi ben de bu hediyeye. en kısa zamanda da okuyup bitireceğim. gerçi Barış Bıçakçı'nın tüm kitaplarını okumuş bitirmiş olacağım o zaman ve bunu düşünmek bile kalbimi kırıyor. kim bilir bi daha ne zamana kitabı çıkar, o zamana kadar ben nasıl deli gibi özlerim. neyse şimdilik geleceği çok düşünmüyorum.
bu sıralar hugh laurie manyaklığım hortladı, youtube'dan sürekli hugh laurie videoları izliyorum, adam adeta bir ilah. hem komik hem beyefendi hem ingiliz aksanlı hem çok yetenekli falan ne bileyim bazen bir insanda bu kadar çok iyi özelliğin toplanması insanlık açısından çok adaletsizmiş gibi geliyor. ama bu tarz insanlar olmasa da kimseye hayran olamazdık, birilerine de hayran olmak lazım yani. şu videoyu da lütfen bi izleyin, dev bir kedisin hugh laurie. house da başlasa da izlesek artık yeter bu kadar ara http://youtu.be/OzmbJPMN8yA
me and you and everyone we know ve the future'ı izlenecek filmler listeme ekledim. özellikle the future'ın fragmanı çok etkiledi beni. final dönemi film dönemi olduğundan listeme çok rahat uyacağımı düşünüyorum. şu da fragman http://youtu.be/u2FuwJh8DSs
son olarak tarçınlı türk kahvesi diyorum başka bir şey demeyeceğim.
*şu anda dinlediğim şarkı, eğer cennet varsa benim cennetimde her gün yavuz çetin gitar çalacak, şarkı söyleyecek.